5 Mart 2012 Pazartesi

‘Sopa’ ile ‘havuç’ arasında : ‘Nasıl bir Sol?’ Tartışması…

Sopa ve havuç politikasını bilirsiniz; aslında bir yönüyle ‘iyi polis’, ‘kötü polis’ senaryosunun genel siyasete uyarlanmış biçimidir… Özeti ıslah edilmek istenen adama bir yandan dayak atarak yıldırmak ama öte yandan da havuç uzatarak olması istenene rıza göstermesini sağlamaktır. Şimdi söyleyeceğim çok garip gelebilir; ama bir gerçekliğe tekabül ettiği konusunda benim hiçbir kuşkum yok. Evet anlaşmalı değiller, evet birbiriyle gerçekten husumet duyguları ile yüklüler. Ama söz konusu olan en genel anlamda kapitalist sistemin çıkarları olunca, öylesine doğal bir işbölümü içerisine giriyorlar ki, bu doğal işbirliği sayesinde şu meşhur ‘sopa’ ve ‘havuç’ politikası gayet başarılı biçimde uygulanıyor. Kimlerden mi söz ediyorum? Kemalist darbecilerden ve liberal despotlardan…

Dinci hareket bu ikilinin ortaklaşan çabalarıyla ehlileştirildiDinci hareketin  nasıl bir ehlileştirme stratejisine tabi olduğunu hatırlayınız. Kemalist darbeciler, mevcut küresel ve yerel sistemle barışık olmayan bazı yönleri bulunan Erbakan’ın partisini ıslah etmek için tehdit üstüne tehdit savurdular, sopa üstüne sopa vurdular. Sopa onlarda ama ‘havuç’ta liberal despotlardaydı. Onlar da tıpkı ‘iyi polis’ gibi dincilere arada çay, sigara ikram ediyor, yapılan eziyetlere çok üzüldüklerini, karşı çıktıklarını ve fakat bu zorbalıkları engelleyemediklerini söylüyorlardı …Gel gör ki gerçek bir burjuva demokrat gibi ‘senin katılmadığım fikirlerini söyleyebilmen için biz de hayatımızı ortaya koymaya hazırız’ demiyorlardı. Ya ne diyorlardı…‘ Tamam onlar haksız ama sen de biraz geri adım at. Tamam onlar gibi olma ama şunları şunları da yap”. Kısacası kendini inkar et ve küresel sistemin gereklerine teslim ol, başka yolu yok diyorlardı. Haklarını teslim etmek gerek. Birisi kullandığı sopayla, diğeri ikram ettikleri çayla ehlileştirme konusunda epey mesafe aldılar ve RP’yi AKP’ye çevirdiler. Tabi RP’nin içinde de AKP olmaya meyyal güçlü yapısal ahrazlar olmasa bu kadar başarılı da olamazlardı; o da ayrı bir konu…

Sol da yıllardır bu ikilinin kıskacına alınmış durumda…Şimdi sol ve sosyal demokrasi konusunda tartışmalar yeniden başlayınca bu ‘havuç’ ve ‘sopa’ politikası bir kez daha aklıma geldi. Aynı politikayı yıllar önce sosyal demokratlara da uygulamışlardı. Sosyal demokrasi, “Bu düzen değişmelidir!” “Toprak işleyenin, su kullananın” sloganları eşliğinde 70’li yıllarda yarım yamalak da olsa yöneldiği ‘emek ve alt sınıf’ eksenli politikanın bedelini fena ödemiş ve kimliksizleştirilerek kendi içinde ‘soy-sal demokrasi’ ve ‘soy-çal demokrasi’ olarak ikiye bölünmüştü. Bu meşhur sopa ve havuç politikasıyla ve “Artık emek sermaye ayrımı bitti, siz en iyisi kimliksel politika yapın” akıldaneliği eşliğinde ikna edilen, hizaya getirilen sosyal demokratlar, o tarihten bu yana küçülmek ve bölünmek belasından kurtulamadılar.
Şimdi seçim mevsimine girilmesi vesilesiyle sosyal demokrasiye ilişkin krizden çıkış arayış ve çabaları yeniden yoğunlaştı. Ve yine aynı düşman kardeşler işbaşı yaptı. Birisi ‘kemalizme ve devlet partisine karşıtlık’ temelinde, öteki de ‘post-modern tehdide karşı barikat oluşturmak’ temelinde sosyal demokrasiye akıldanelik yapıyorlar. Bu düşman kardeşlerin bütün çatışmalarına karşın, anlaştıkları çok temel bir konu var: Her ikisi de emek eksenli gerçek bir sol politikayı rüyalarında bile görmek istemiyorlar. Bir yandan İslamcılığın esas başarısının şehrin varoşlarında yoksul halkın sorunlarıyla ilgilenmesinden geçtiğini söylüyorlar ama sıra sol bir partiye gelince, yoksulluk üzerinden politika yapmayı modası geçmiş bir ideolojik yaklaşım, bir çeşit dinazorluk olarak görüyorlar. Zira yoksulların modern- hak arayıcı ekonomik ve siyasal örgütlenmeler temelinde örgütlü bir seferberliğe girişmesinin sistemi en fazla rahatsız edecek gelişme olduğunu biliyorlar. Yoksulların, cemaatsel yapılarda parçalanmış ve tevekkül anlayışı ile tütsülenmiş vaziyette tutulmaları onlarında işine geliyor.
Nasıl bir sol arayışlarının yoğunlaştığı bugünlerde, en başta altı çizilmesi gereken, gerçek solun ancak bu “sopa ve havuç” politikasının etki alanı dışında oluşturulabileceğidir. Dolayısıyla gerçek bir sol alternatif oluşturulmak isteniyorsa işe sistemin izin verdiği alanın içinden değil, dışından başlamak gerek…

Sol olmanın ‘asgari programı’…Sol , bugünün Türkiye’nde gerçek bir sol ve gerçek bir siyasal alternatif haline gelebilmek için, bizce en azından şu politika ve değerlerin savunucusu olabilmelidir.:
*İşçilerin ekonomik, sosyal, kültürel haklarının genişletilmesini; Kamu çalışanlarının  toplu pazarlık ve grev hakkının tanınmasını; İstihdam öncelikli politikayla işsizlik sorununa çözüm getirmeyi; İş güvencesi sağlayan, etkin ve iyi işleyen bir sosyal güvenlik devleti olabilmeyi;  Eğitim, sağlık, ulaşım, kültür ve  tatil haklarını tüm yurttaşlar açısından  ulaşabilir kılacak önlemleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi …
*Kürtlerle kardeşçe masaya oturularak sorununu çözülmesi gerektiğini … Ermeni meselesinin tarihin, insanlık değerlerinin, bilimsel gerçeklerin ışığında Ermeni halkıyla düşmanlığı bitirecek ve kardeşçe ilişkileri esas alacak tarzda çözümünü …
*Anti emperyalist eksende yeni ve eşitlikçi bir evrenselleşme modelini; Tüm komşu ülkelerle düşmanlığı sona erdirecek  adımların atılmasını; Bağımlılık ilişkisini ortadan kaldıran, eşitlikçiliği ve çok yönlülüğü gözeten bir dış politikayı …
*Kimsenin kıyafetine, dinsel inancına karışmamayı, her inanca eşit durulmasını; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını; zorunlu din dersinin kaldırılmasını; Her türlü tarikat yapılanmasının lağvedilmesini ama seçimle gelen, mali ve yönetsel açıdan denetlenebilen dinsel örgütlenmelerinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını; Eğitimin bilimselleştirilmesini; Feodal aşiret düzenine ait kalıntıların kesin bir tarzda tasfiyesini; Alevilerin ve diğer inanışların üzerindeki baskıların kaldırılmasını, cem evlerinin ibadet yeri olarak tanınmasını …
*Demokrasiyi parlamenter sistemin dışına taşırarak okullardan, işyerlerine bütün alanlarda kalıcı hiyerarşik yönetsel yapılar yerine seçimle oluşan yönetsel yapıları hakim kılmayı … Düşünce ve basın  özgürlüğünün önündeki mali, sosyal, siyasal ve hukuksal tüm engellerin kaldırmasını …
*Çevre sorununu sanayi, ticaret, enerji, turizm politikaları oluştururken en başta gözetilecek unsur olmasını…Kadın özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmayı ve tüm alanlarda pozitif ayrımcılık kuralını hayata geçirmeyi …YÖK’ün kaldırılmasını ve üniversitelerde tam özerkliğin hakim olmasını…Enerji alanında yenilenebilir enerji öncelikli, yerli kaynakları ve çevre değerlerini esas alan bir politikanın hayata geçirilmesini savunan ve uygulayan bir sol…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder