MUSTAFA SUPHİ VE RUSYA OKULU
Türkiye sosyalizminin şekillendiği en önemli
damarlardan biri de, temelleri Rusya’da
ki Türk savaş esirleri ve işçileri arasında atılan, Üçüncü Enternasyonalci
komünist oluşumdu. Rusya okulu,Türkiye sosyalizminin dağınık okullarının tek
bir parti çatısı altında toplanmasında da belirleyici bir rol oynamıştı. Rusya
Okulu’nun mimarı, sosyalizmin Anadolu topraklarındaki oluşumunda oynağı büyük
rol ve trajik ölümü nedeniyle, Türkiye sosyalizminin simgesel isimlerinden biri
olmuş olan Mustafa Suphi’ydi.
1883 yılında Trabzon vilayetine bağlı Giresun
ilçesinde doğan M.Suphi’nin babası birçok ilde vali olarak görev yapmış Ali
Rıza Bey ve annesi de Samsun Sancağı
Belediye Reisi Hüseyin Hilmi Bey’in kızı Memnune Hanım’dı. M.Suphi iyi eğitim
görmüş genç bir Osmanlı aydınıydı. İstanbul Galatasaray Lisesini’ bitirdikten sonra,
yüksek eğitimini İstanbul Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. Ardından, 1905 yılında
Paris’e gidip Ecole des Scienes Politiques (Siyasal Bilgiler Okulu)’nda
okudu ve bitirme tezi olarak “Türkiye’de İtibari Zirai Teşkilatın Hal ve
İstikbali”isimli bir çalışma hazırladı (Harris,1976:68).
M.Suphi Paris’te bulunduğu sıralar, bir yandan
öğrenciliğini sürdürürken diğer yandan da, İstanbul’da yayınlanan ve başyazarı
Hüseyin Cahit’in siyasi kimliğine atfen “İttihatçıların Gazetesi” olarak
değerlendirilen Tanin Gazetesi’nin muhabirliğini yapıyordu. M. Suphi bu
dönemde her ne kadar Fransız sosyalizminin etkisi altında kalmışsa da, TKP
tarihinin “resmi tarihçilerinin” iddia ettiği gibi bir sosyalist değil,
milliyetçiydi. Hatta O’nun aynı dönemde sosyalizme yönelik eleştirel makaleleri
de vardır( Akdere ve Karadeniz,1996:100).
M. Suphi, 1912’de
“Milli Meşrutiyetperver Fırkası”nı kurmak amacıyla, arkadaşı
Ahmet Ferit Tek ile birlikte “İfham” adlı bir gazete yayımlamaya
başladı(Sayılgan,1972:116). Gazetenin başlıca hedefi iktidardaki İttihat
ve Terakki Fırkası idi. Bu gazetede ilk yayınlandığında sosyalist bir çizgide
değil, demokrat çizgidedir. İfham ilk yayınından ancak yedi yıl sonra sosyalist
nitelik kazanmaya başlamıştır(Akdere ve Karadeniz,1996:101).
Mustafa Suphi, Paris yıllarından Sinop’a sürgün
edildiği tarihe kadar geçen süre de
ağırlıklı olarak mali-iktisadi konulara yönelik yazılar kaleme almıştı. Bu
makalelerin halkçı ve özgürlükçü
içeriklerine karşın, kesinlikle sosyalist olmadığı söylenebilir. M. Suphi siyasi hayatına bir Osmanlı liberal
demokratı olarak başlamış; sosyalizme kesin tarzda yönelişi ise Rusya’daki
sürgün yıllarında gerçekleşmiştir (Akdere ve Karadeniz, 1996:101).
14 Haziran 1914’de
Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’ya yapılan suikastten sonra gelen baskı
rejimi döneminde yüzlerce aydın gibi, O’da sürgüne gönderildi. Sürgün edildiği
Sinop’tan kaçmak için iki kez girişimde bulunmuş ve ikincisinde başarılı olarak
Rusya’ya geçmiştir.(Sayılgan,1972:117). Kendisiyle birlikte kaçan 12
kişiden biri olan Ahmet Bedevi Kuran anılarında, Rusya’ya giderken M. Suphi’nin
aklında hala Türkçü, milliyetçi bir
gazete çıkarmak olduğunu söyler . Görüldüğü gibi M. Suphi henüz bu tarihte bile
sosyalist ideolojiyi benimsemiş değildir.
Çarlık Rusyası Osmanlı’dan gelen bu sığınmacıları
düşman ittifakına üye ülkelerin
yurttaşları olduğu için önce Faluga
iline, savaş patlayınca da “savaş esiri” statüsüyle Ural’a sürer.M.
Suphi işte bu üçüncü sürgün hayatında Bolşeviklerle ve Türkçe konuşan sosyalist
aydınlarla tanışır ve sosyalist düşünceleri benimsemesi de bu zaman dilimi
içerisinde gerçekleşir.
1917 Devrimi’nden sonra, 1918 yılında Moskova’ya
gelen M.Suphi, burada Tatar-Başkırt kökenli Bolşeviklerle birlikte Türkçe olarak “Yeni Dünya” isimli bir
sosyalist gazete yayınlamaya başlar. Bolşevik Devrimi’nin önderleri, Rusya’daki
Müslüman nüfusun devrime kazanılması amacıyla
özel bir örgütlenme olarak Doğu Halkları Örgütlenmeleri Merkez
Bürosu’nu oluşturur. Bu örgütlenmenin başına Bütün Rusya Kurucu Meclis’inde Başkırdistan temsilcisi olarak görev yapan Şerif Manatov
getirilir; Suphi’de bu büroda görev alan yönetici komitenin içerisinde, Türk
seksiyonu başkanı olarak yer alır(Harris, 1976:71-76 ve Akdere ve
Karadeniz,1996:110). Suphi’nin bu dönemdeki faaliyetleri , esas olarak,
Rusya’daki Türk topluluklarıyla ve Rusya’da savaş esiri olarak bulunan Türk
askerleriyle bağlantılıdır. Mustafa Suphi, 1918’de Moskova’da Türk Sol
Sosyalistleri Birinci Kongresi’nin
toplanması ve Moskova, Kazan, Samara,
Saratov, Rezan, Astrahan gibi merkezlerde
Türk Komünist örgütlenmelerinin yaratılması doğrultusunda aktif gayret
göstermiştir(Akdere ve Karadeniz,1996:109).
20 Temmuz 1918’de Moskova’da toplanan Türk Sosyalistleri Birinci Kongresi, bir
parti örgütlenmesi kararı alır ve bu örgütlenme hazırlıklarını yürütmek
amacıyla Türk Komünist Teşkilatları (TKT) adında bir örgütlenme kurur.
TKT kendisine bir Merkez Komitesi seçerek ağırlıkla Rusya’daki savaş esirleri
içinde ve kısmen de Türkiye’de parti kuruluş çalışmalarını hızlandırır. 10
Eylül’de Bakü’de gerçekleşecek olan TKP Birlik Kongresi’nin gerçekleşmesinde bu örgütün belirleyici bir
rolü vardır(Göksu,2003:10).
Bu çalışmaların
meyvesi olarak 14 Temmuz 1919’da
ilk TKP Kurucu Komitesi oluşturuldu. Bu komitede Mustafa Suphi ile
birlikte Maksut Ekşi, Ali Rıza Keskin,
Osman Topçuoğlu, Mustafa Börklüce, Murat Sarı ve Kadir Erzurumlu bulunuyordu(Topçuoğlu,1976a:9).
Bu komitenin oluşturulmasından sonra
Suphi 1920’de Bakü’ye geldi ve burada yeni partinin son hazırlıkların
tamamladı.
Yorumlar
Yorum Gönder