OSMANLI SOSYALİST FIRKASI’NDAN TÜRKİYE SOSYALİST FIRKASI’NA
1908 Jön Türk Devrimi’ne kadar Osmanlı sınırları içerisinde sosyalizm faaliyeti ve propagandası genellikle Türk olmayan unsurların aydınları tarafından
yürütülüyordu. 1908 Devrimi ile birlikte sosyalizm faaliyetleri Türk-Müslüman unsurları da kapsayarak gelişti. 1910 yılında kurulan
Osmanlı Sosyalist Fırkası, Osmanlı sınırları içerisinde Türk-Müslüman
unsurların baskın olduğu ilk sosyalist örgütlenmedir. Bu parti ancak üç yıl
boyunca, H.Hilmi’nin İttihat Terakki tarafından 1913 yılında tutuklanıp ardından Sinop’a sürgün edilmesine kadar
faaliyet yürütebilecek, yeniden faaliyete geçmesi ise ancak, altı yıl sonra, 1919’da, yani mütarake
yılları sırasında söz konusu olabilecekti. Parti 1919 Şubat’ında yine Hüseyin
Hilmi önderliğinde fakat bu sefer Türkiye Sosyalist Fırkası adıyla faaliyete
geçebilecekti(Tekin,2002:174-175;Tevetoğlu,1967:56-57).
Osmanlı’nın ilk önemli materyalisti olmak sıfatıyla
tanınan dönemin önemli düşünce adamlarından Baha Tevfik’in teşvikiyle, eski “Kanun
Neferi (Polis)” olan Hüseyin Hilmi tarafından 1910 yılının Eylül ayında
kurulan OSF(daha sonraki adıyla TSF), gerek ilk sosyalist parti olması,
gerek liderinin kişiliği, gerekse de 2. Enternasyonal çizgisinin Osmanlı’daki
en kuvvetli temsilcisi olması bakımından dikkate değer bir sosyalist
oluşumdur. 3.Enternasyonal çizgisindeki
sosyalistlerin ve sosyalist hareketin tarihi üzerine eserler
veren sağcı yazarların tuhaf bir biçimde yok saymaya ve küçümsemeye çalıştığı (Sayılgan,1972:76
ve Şişmanov,1990:49-50), H.Hilmi’nin sosyalist partileri Türkiye sosyalizmi
üzerine sanıldığından büyük etkiler yaratmış ve temsil ettiği çizgi, belli
kırılmalara karşın, 1960’lı yılların sonuna kadar varlığını ve etkisini
sürdürmüştür.
H.Hilmi ve arkadaşları çağdaşı Osmanlı
sosyalistlerinin pek çoğu gibi – hatta buna sosyalist olmayan Osmanlı
aydınları da dahildir- bir Jean Jaures hayranıydı. Jean Jaures’in önderi
olduğu Fransız Sosyalist Partisi’nin ve Clarte hareketinin Hilmi ve
arkadaşlarının sosyalizm anlayışını çok yakından etkilediği söylenebilir. Bazı
kaynaklarda H.Hilmi’nin bir ara Paris’e gittiği, Orada Jaures’le görüştüğü ve
dönerken de kendi partisinin programını
hazırlarken yararlanmak maksadıyla Fransız Sosyalist Partisi’nin programını
getirdiği iddia edilirken, bazı kaynaklar da ise H.Hilmi’nin Paris’e gittiğine
dair hiçbir belirti olmadığı belirtilmektedir. Fakat bütün bunlar bir yana,
H.Hilmi’nin Jaures ve Fransız Sosyalist Partisi ile ilişkileri kesindir.
Nitekim, Jaures’in H.Hilmi’ye gönderdiği ve Fransız partisinin OSF’yi her
açıdan destek sunacağını ifade eden son derece dostane bir mektup, partinin
yayın organı İştirak’da yayınlanmıştır(Harris,1976:28-29). Jean Jaures , Osmanlı aydınlarınca“ılımlı,
insancıl ve demokratik” bir sosyalizmin temsilcisi gibi görülüyordu.
Jeaures’in sosyalistlerin nüfuz sağladıkları ve belli kazanımlar elde
ettikleri parlamenter sistemi sürdürmek
ve liberallerle işbirliği yapmak eğilimi, Türkiye sosyalizminin belli
temsilcileri üzerinde önemli izler bırakmıştı.Türkiye sosyalizminin içinde,
gizli ya da açık, 2. Enternasyonalci Avrupa sosyalizmini, 3. Enternasyonalci Bolşevik sosyalizme yeğ
tutan bir kesim olmuştur ve bu akımın başlangıcını H.Hilmi’nin OSF’siyle
başlatmak yanlış olmaz. Nitekim H.Hilmi’nin TSF’si 2. Enternasyonal ve 3.
Enternasyonal bölünmesinden sonra da ilişkilerini 2. Enternasyonalle sürdürmüş,
bazı kaynaklara da göre 2. Enternasyonal’in üyesi olmuştur(Şişmanov,1990:55-57).Türkiye
sosyalizminin bir bölüğü -ve giderek de ana gövdesi- en genel
çizgileriyle ifade edecek olursak, bağımsızlıkçı-kalkınmacı bir çizgide bir
sosyalizm anlayışı oluşturmuşken, diğer bölüğü de liberal demokratik değerlere
daha fazla önem veren evrimci bir sosyalizm anlayışını benimsemişlerdi.
Bağımsızlıkçı-kalkınmacı çizgi, İttihadçılıkla ve Kemalizmle hep daha barışık
olmuşken, diğer kesim koyu bir anti- ittihatçı
olmuş ve İttihatçılığın muhalifi Hürriyet ve İhtilaf’a daha hayırhah bir
yaklaşım göstermiştir. İşte Hüseyin Hilmi çizgisi – bazı kaynaklar
H.Hilmi’nin sürgüne gönderildikten sonra
her ne kadar bir ara İttihatçıların partisine girmiş olduğunu iddia
etseler de,Şişmanov , Sayılgan, H.Hilmi’nin sürgünden sonra İttihat ve Terakki Partisi’ne değil, Hürriyet
ve İtilaf Fırkasına girdiğini belirtir (Şişmanov,1990:52 ve
Sayılgan,1972:76)- bu ikinci ılımlı, evrimci, liberal yanları ağır
basan çizginin, bu anlamda da 2. Enternasyonalciliğin Osmanlı-Türkiye
sosyalizmindeki ilk temsilcisi olarak değerlendirilebilir. OSF-TSF’nin, siyasal
hayatı boyunca Jön Türklere ve İttihatçılara karşı sürekli ve istikrarlı bir
muhalif tutum benimsedi ve Jön Türk ve İttihatçı hareketini devrimci bir
hareketten ziyade darbeci ve despot bir hareket olarak gördü (Şişmanov,1990:50).
Bu mücadele nedeniyle İttihat Terakki yönetimi bir süre sonra H.Hilmi ve
bir kısım parti yöneticilerini sürgün etti
ve böylece OSF’nin faaliyetleri de 1919 yılında, parti TSF adıyla
yeniden kuruluncaya kadar sona ermiş oldu(Şişmanov,1990:52).
OSF’nin ilk kuruluşu sırasında parti kadroları
arasında Refik Nevzad, Namık Hasan, Pertev Tevfik, İsmail Faik ve Hamit Suphi
gibi isimler bulunmaktaydı. Baha Tevfik’in partiyle düşünsel bağlantısı kesin
olmakla beraber, partiye üye olup olmadığı konusu tartışmalıdır. OSF’nin
Paris’te Refik Nevzad yönetiminde bir yurtdışı bürosu vardı. Parti’nin İstanbul
dışında Kastamonu ve Ankara’da da temsilcilikler açtığı bilinmektedir(Akdere
ve Karadeniz,1998:26). OSF programının daha sonra bu partinin devamı olarak
kurulacak olan TSF’nin programına göre daha az sosyalizan ve daha fazla
liberal-özgürlükçü bir program olduğu söylenebilir. OSF’nin İştirak
Gazetesi’nde yayınlanan kuruluş beyannamesi ve programında yer alan taleplerin,
işçilerin çalışma şartlarının düzeltilmesi, adil bir vergi sistemi gibi sosyal
taleplerin yanı sıra, bir çoğu özgür ve
güvenli bir ortamda genel seçimlerin yapılması, özgür bir basın rejiminin
kurulması vb. gibi siyasal özgürlüklerin
genişletilmesi kapsamına giren taleplerdir. OSF, İttihat Terakki’nin baskılarının
artmasına paralel olarak, özellikle de gazeteci Ahmet Samim’in öldürülmesini
izleyen baskı günlerinde, işçi sorunlarına olan ilgisini daha da azaltmış ve
hukuk devleti, basın ve örgütlenme özgürlüğü gibi siyasal özgürlük kapsamında
değerlendirilebilecek sorunları izlediği politikalarda çok daha başat hale
getirmiştir(Tekin,2002:174).
1919 Şubat’ında OSF, TSF adıyla yeniden kurulurken
H.Hilmi’nin yanında bu kez Mustafa Fazıl (Çun), Mehmet Ali (Bilişin) ve Hasan
Sadi (Birkök) gibi ideolojik kurmaylar bulunmaktaydı. Artan uluslar arası
ilişkiler, çeşitli düşünce akımlarına yönelik olarak ülke içinde yaygınlaşan
tartışmalar nedeniyle sosyalizmin ülke
koşulları içinde daha fazla ve daha doğru bilinir olması gibi etkenlerin
yanısıra, bu yeni kurmayların etki ve
birikimlerinin de bir ürünü olarak TSF’nin yeni programı ve çizgisi OSF’ye
nazaran daha belirgin bir sosyalizan nitelik taşıyordu. Yeni kurulan partinin
programında sosyalizmin amacı, eşitsizlik ve adaletsizliğe dayanan sistemin ana kurumlarını değiştirmek,
ve bunu da üretim araçlarını devletleştirmek suretiyle gerçekleştirmek olarak
tanımlanıyordu(Tekin,2002:176). Bu
ikinci dönemde sosyalizm ile ilgili makalelerde işçi sınıfı, burjuvazi, sınıf
savaşı, sömürü, sınıf bilinci ve bu temelde işçi sınıfının birleşip
örgütlenerek burjuvaziye karşı mücadele etmesi gibi tanımlar artık daha net ve
daha ağırlıklı biçimde kullanılmaya başlanmıştı. Sosyalizmi bütün insanlığa
eşitlik ve özgürlük getirmenin bir aracı olarak gören TSF’ye göre, sosyalizme
ulaşmak için işçi sınıfının ve diğer ezilen kesimlerin birleşerek örgütlenmesi
ve mücadele etmesi gerekiyordu. Fakat TSF’nin sosyalizme geçiş için bir devrim
öngördüğüne ilişkin hiç bir veri bulunmamaktadır. Aksine İştirak’te yayınlanan
makaleler, TSF’nin sosyalizme geçiş sorununu, parlamenter mücadele ekseninde
gelişen evrimci bir sürecin ürünü olarak
gördüğünü ortaya koyar niteliktedir(Tekin,2002:182).
H.Hilmi’nin OSF ve TSF’si, siyasal faaliyetinin
hedef kitlesi olarak istikrarlı sayılabilecek biçimde işçi sınıfını almış olmasına ve programatik
olarak giderek daha sosyalizan bir nitelik kazanmasına karşın,
başlangıçtan sonuna kadar, pragmatik ve
eklektik siyaset anlayışının bu partinin daha baskın bir özelliği olduğu
söylenebilir. H.Hilmi özellikle yabancı
kampanyalarda çalışan işçiler içinde başarılı çalışmalar yapmakla ve dönemin
bir çok önemli grevinin arkasındaki isim olmakla nam salmışsa da; O’nu bir
başka açıdan siyasette başarı için her türlü işbirliğini mübah sayan makyevelist siyaset anlayışının Türkiye
sosyalizmi içindeki ilk temsilcisi
olarak nitelendirmek de
olanaklıdır. Örneğin TSF tarafından organize edilen en önemli grevler arasında
bulunan Tramvay işçilerinin grevi sırasında H.Hilmi’nin Tramvay işletmesinin
Fransızlara ait olması nedeniyle İngiliz işgal kuvvetleri tarafından
desteklendiği, H.Hilmi’nin iaşe yardımını da içeren bu tür destekleri kabul
etmeyi sosyalizm anlayışı bakımından sakıncalı bulmadığı anlaşılmaktadır(Akdere
ve Karadeniz;1998:31).TSF ayrıca Dabbağhane, Tersane grevlerinde de büyük
başarı göstermiş ve bu grevlerin ardından partiye yığınsal bir işçi ilgisi
oluşmuştur.1921 yılı 1 Mayıs gösterileri TSF açısından adeta bir gövde
gösterisine dönüşmüş, bu gösterilerin ardından, Sadrazam kendisini partiden
gelen talebi kabul ederek H.Hilmi’yi
makamında kabul etmek zorunda hissetmiştir. Ne var ki TSF’nin bu güçlenme
süreci kalıcı hale getirilememiş, parti, çok değil bir yıl sonra kitlesel
gücünü büyük ölçüde yitirmiştir(Tuncay,1991:40-41). Öte yandan aynı pragmatist siyaset anlayışının
bir ifadesi olarak, OSF-TSF çizgisinin islami argümünları başlangıçtan itibaren
partinin propaganda faaliyetlerinde
özenle ve önemle kullandığı görülmektedir. OSF’nin programının
daha ilk cümlesinde harekete dini
bir referans bulma endişesinin varlığı
dikkati çekmektedir. Programın ilk cümlesinde sosyalizmin İslam’la
çelişmeyip aksine büyük bir uyuşma gösterdiğini vurgulamak için zekat
müessesine atıfta bulunulmaktadır. İştirak Gazetesi’nde yayınlanan pek çok
yazıda da benzeri bir kaygının varlığını rahatlıkla saptamak olasıdır(Tekin,2002:174).
Gerek OSF gerekse TSF hiçbir zaman Osmanlı Meclis-i
Mebusan’ında temsilci bulundurabilecek
bir güce ulaşamadı. Parti 1919 seçimlerine İstanbul’dan iki aday göstererek
katıldıysa bir varlık gösteremedi. (Şişmanov,1990:55-57). Buna karşın
partiyle yakın ilişkileri olan ve İştirak’te de zaman zaman yazılar yazan
İttihat Terakki milletvekili Mecdi Efendi ile Ahali Fırkası, Ermeni Sosyal
Demokrat Partisi(Taşnak) ve bazı solcu gayri müslim milletvekilleri ile sürekli
temas içinde olmaya ve onlar aracılığıyla meclis çalışmalarını etkilemeye
gayret göstermiştir(Tuncay,1991:33).
OSF-TSF çizgisinin serüveni 1922 yılı sonlarında
H.Hilmi’nin karanlık bir cinayete kurban gitmesinin ardından hazin bir şekilde
son bulmuştur(Tuncay,1991:41).
Yorumlar
Yorum Gönder