ICG: AB-Türkiye işbirliği daha da önem kazandı


 

Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) raporunda AB ve Türkiye arasında uzun sürecek bir anlaşmazlığın yeni bir göç dalgası üzerinde önemli etkileri olabileceği uyarısında bulunuldu.

Sivil toplum örgütü Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) çarşamba günü yayımlanan ‘Türkiye’nin Mülteci Krizi: Kalıcılık Politikası’ başlıklı raporunda, Suriye rejim güçlerinin Halep’in bazı bölgelerini IŞİD’den geri almaya başladığı ve yeni bir göç dalgası ihtimalinin olduğu bir dönemde Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki işbirliğinin daha da önemli hale geldiği belirtildi.

Uluslararası Kriz Grubu raporda aslında Avrupa’nın uzun vadede daha fazla Suriyeli mültecinin gelmesini engellemenin yanı sıra, Türkiye’nin uzun vadede ülkedeki Suriyeli mültecileri nasıl entegre edeceğine odaklanılması gerektiğini kaydetti.

Raporda Ankara’nın batıyı Suriyeli mülteci sorununu çözmek ya da bu konudaki sorumlulukları paylaşmak konusunda isteksiz gördüğünü, AB Ankara ilişkilerindeki tatsızlığın mülteci sorununa da yansıdığı ifade edildi.

Yeni bir göç dalgası ihtimalinin ve Avrupa’nın az sayıda mülteciyi kabul etmesinin ilişkilerde, Türkiye’deki insan hakları ve hukuk devleti tartışmaları gibi, diğer boyutlara da nüfuz ettiği değerlendiriliyor.

Raporda Türkiye’nin 2,75 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaptığı ve bu rakamın nüfusunun yüzde 3,5’ine tekabül ettiği belirtiliyor. Bu mültecilerin yüzde 90’ının Suriye sınırına yakın kentlerde ve İstanbul, İzmir ve Ankara’nın varoşlarında ikamet ettiği kaydedildi.

Raporda geçici koruma statüsü altındaki mültecilere ücretsiz sağlık sigortası, devlet okullarına gitme imkanı veya 400 geçici eğitim merkezine kayıt olma imkanı ve Ocak 2016’dan beri çalışma izni verilmiş olduğu bildirildi. Ancak raporda 900 bin okul çağında çocuktan 400 bininin hala okul sistemine kayıt olmadığı ve sadece 10 bin 227 Suriyelinin çalışma izni aldığı belirtildi.

Kilis, Hatay ve Gaziantep’te saha araştırmasına dayanan rapor, ayrıca birçok Suriyeli mülteci, kamu kurumu, siyasi parti, sivil toplum kuruluşu ve uluslararası organizasyonla görüşme yaparak hazırlandı.

Raporda Suriyelilerin yüzde 70’inin savaş sona erdiğinde ülkelerine dönmek istediklerini ifade ettikleri, ancak pekçok Suriyelinin de kültürel benzerlikler, Suriye’ye yakınlık, toplumdaki hoşgörü ve hükümetin konukseverliği gibi nedenlerle Türkiye’de kalmayı Avrupa’ya gitmeye tercih ettiği belirtildi. Ancak yasal durumlarının belirsizliği ve dil sorunu nedeniyle istihdam ve eğitim sistemine girişte sorunlar yaşadıkları kaydedildi.

Nitelikli ve eğitimli Suriyeliler ise Türkiye’de iş bulamadıkları için Avrupa’ya gitmeyi tercih ediyor. Vasıfsız işçi niteliğindeki Suriyeliler ise Türk vatandaşlarına göre daha da düşük ücretlere sigortasız işlerde çalışıyor. Rapor bu durumun Türk vatandaşlarının zoruna gittiği, mültecilere bakışın da zaman içersinde negatif yönde değiştiği tespitinde bulunuyor. Ekonomistler ise mültecilerin tüketim yaptığını ve ekonomik büyümeye katkıda bulunduğunu söylüyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği eski sözcüsü Metin Çorabatır Türkiye’de çok az sayıda mülteci ya da göç uzmanı olduğunu belirterek, “Uluslararası normları bilen danışmanlar ne iktidar ne muhalefet partilerinde vardı. Bu tür bir akınla başa çıkabilecek bir yasal çerçeve de yoktu. Böylece kararlar plansız bir şekilde ve sorunlar çıktıkça kısa süreli çözümler bulmak şeklinde verildi” dedi.

 Rapor Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin yaşadığı entegrasyon sorununa da dikkat çekiyor. Mültecilerin entegrasyonunun sadece finansal ve yönetimsel değil kültürel ve siyasi değerler anlamında da değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Raporda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mültecilere vatandaşlık verilmesi önerisi gibi konuların zaman zaman Türklerin öfkesini çektiği ifade edildi.

Uzun dönemde vatandaş olma perspektifinin Suriyelilere entegre olma isteği vereceğini ancak bunun konsensüs olmadan yapılması halinde riskli olduğu değerlendirmesi yapıldı.

Raporda ayrıca açık kapı siyasetinin güvenlik risklerini arttırdığı, çünkü radikal örgütlere bağlı cihatçıların da sınırdan ellerini kollarını sallayarak geçtiği belirtildi.

Raporda eğitim ve istihdam sistemine daha fazla katılım hedefiyle Suriyelilere daha fazla kaynak aktarılması gerektiği ve kapsayıcı bir vatandaşlık tanımına ihtiyaç olduğu belirtiliyor. Ancak bütün bunların tüm paydaşların ortak katılımıyla yapılabileceği not edildi.

 

Bugüne kadar mülteci krizi ile mücadele ve Suriye’de siyasi çözüm için Türkiye ile yakın diyalog ve işbirliğini savunan, geçen hafta Avrupa Parlamentosu’nun müzakereleri dondurma çağrısına mesafeli yaklaşan Merkel’in son çıkışı, Berlin kulislerinde geniş yankı buldu.

Federal Hükümet sözcüsü Steffen Seibert, olağan basın toplantısında bu haberler hatırlatılarak, ‘Merkel, müzakereleri durdurmak mı istiyor?’ sorusunun yöneltilmesi üzerine, ayrıntılı açıklamalarda bulundu.

Öncelikle, Hristiyan Birlik partilerinin (CDU/CSU) grup toplantılarında ifade edildiği iddia edilen beyanlar hakkında, hükümet sözcüsü olarak kendisinin açıklama yapmasının uygun olmadığını vurgulayan Seibert, “Başbakan ve Federal Hükümet’in Türkiye ile üyelik müzakerelerine ilişkin tutumunda bir değişiklik olmamıştır” açıklamasını yaptı.

Koalisyon hükümetinin, bugüne kadar AB müzakere sürecine destek vermiş olduğunu hatırlatan Seibert, Türkiye’deki son gelişmelerin ardından, süreçte yeni müzakere başlıklarının açılmasını mümkün görmediklerine dikkat çekti.

Seibert, “Türkiye ile AB arasında yıllardır ucu açık bir müzakere süreci yürütülüyor. Şu anki koşullar itibariyle yeni müzakere başlıklarının açılması tasavvur edilemez” ifadelerini kullandı.

Bir gazetecinin, "O zaman Almanya, Avrupa Parlamentosu’nun çağrısı doğrultusunda AB’nin Aralık ayındaki zirvesinde, müzakerelerin durdurulmasından mı yana tavır alacak?” sorusuna ise Seibert, şu karşılığı verdi:

“Ben böyle bir şey söylemiyorum. Size son haftalar, aylarda Başbakan ve Federal Hükümet adına ifade ettiğim pozisyonda bir değişiklik olmadığını söylüyorum.”

Hükümet Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir sonraki Avrupa Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesi’nde bu konu gündemde yer alacak mı bilmiyorum, gündemi biz belirlemiyoruz. Eğer yer alacak olursa AB üye ülkeleri ile birlikte, Türkiye’deki gelişmeler ve Türkiye’nin takınacağı tutumun ışığında, konu hakkında konuşulur. Şimdiden bu görüşmelerin nasıl geçeceğini önceden söyleyemem. Ben ancak herhangi bir değişiklik olmayan pozisyonumuzu aktarabiliyorum.”

Alman Hükümeti’nin, önceki aylarda, AB müzakere sürecinde yeni başlıkların açılmasına destek verdiğinin hatırlatılması üzerine Seibert,  “Türkiye ile müzakerelere başlanan fasılların neredeyse hiçbiri kapanmadı. Daha açık olan yeterince fasıl var. Günümüz koşulları itibariyle yeni müzakere başlıklarının açılması için neden ve koşullar yok” dedi.

Gazetecilerin ‘Peki yeni başlıkların açılması için gerekli olan koşullar ne?’ sorusuna ise Seibert şöyle yanıt verdi:

"Bu AB üyesi ülkelerin ele alması gereken bir konu. Hem Avrupa hem de Federal Hükümet içerisinde, Türkiye’de basın, muhalefet ve bilim insanlarına yönelik alınan baskıcı önlemlere yönelik bir hayli ağır eleştiriler olduğunu biliyorsunuz. Gayet tabii ki bunlar AB üyeleri arasında konuşmamız gereken konular.”

 Merkel liderliğinde, Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) oluşan koalisyon hükümeti, Türkiye’ye yönelik politikasının değişmediğini vurgulasa da, Hristiyan Demokratların gelecek yıl sonbaharda yapılacak seçimler öncesinde söylemlerini sertleştirmesi dikkat çekiyor.

Türkiye’deki iç siyasi gelişmeler nedeniyle, AB’nin Türkiye ile müzakereleri durdurması yönünde artan çağrılar, özellikle seçimler öncesinde hükümet üzerinde baskıyı artırıyor. Ancak diğer yandan hükümet, Türkiye ile ipleri koparan taraf olmak istemiyor.

Müzakerelerin durdurulması ya da dondurulması gibi kararlar yerine, süreçte yeni müzakere başlığının açılmaması, şu aşamada Berlin’de öne çıkan formülü oluşturuyor.

Alman hükümeti, Mart ayında AB ile Türkiye arasında varılan mülteci mutabakatının ardından, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde yargı bağımsızlığı, insan hakları ve demokrasi konularıyla ilgili başlıkların açılmasına destek vermişti.

Ancak 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye’de artan insan hakkı ihlalleri, Cumhuriyet gazetesi ve HDP’ye yönelik operasyonlar, Türkiye’nin hukuk devleti ilkelerinden uzaklaştığı kanaatinin oluşması nedeniyle, Almanya yeni başlıkların açılmasına desteğini geri çekmişti.

Alman hükümetinin, AB üyelik müzakereleri sürecinin dondurulmasını istememesinin gerisinde, Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’in Türkiye’ye yaptığı ziyaretteki izlenimleri de önemli rol oynuyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA'NIN ORHAN VELİ'Sİ...

AYDIN OPORTÜNİZMİ VE PROLETARYA SOSYALİZMİ...

CUMHURİYETİN YEŞİL ANITI: GENÇLİK PARKI