Kayıtlar

ABD FRAGMANDAN BİR BÖLÜM SUNDU! FİLMİN TAMAMI ÇOK YAKINDA...

Türkiye'nin iç politikası da, dış politikası da son yıllarda iyiden iyiye bir saçmalıklar dizisi haline geldi... Politikadaki irrasyonelleşmenin temel sebebi ise bir müddetten beri iç ve dış politikanın Erdoğan'ın kişisel ikbalini muhafaza etme amacıyla şekillenmekte oluşu... Erdoğan yakın zaman öncesine kadar "Ilımlı İslam Projesi"nin rol modeli olarak vitrinin önünde en pırıltılı biçimde boy göstermekteydi  "BOP Eşbaşkanı"ydı. Ne var ki bu proje astarı yüzünden pahalı hale gelmeye başlayınca ve Erdoğan'da bu aktif rolü pek sevip abartılı işlere kalkıştıkça "efendi hazretleri" bu projeden vazgeçti... Erdoğan da eski önemini yitirdi böylece. Ya kendisine biçilen misyon sona erdiği için yeni ve daha mütevazı konuma rıza gösterip yoluna bu şekilde devam edecekti ya da usulca bir köşeye çekilmeye razı olacaktı. Önemli oy desteğinin yanı sıra yakın zamana kadar içeride liberallerce, dışarıda emperyalist güçlerce fazlasıyla pohpohlanıp şişi...

Sevgi Niye Kötülüktür!

İnsanları "ben" olmaktan vazgeçmeden "biz" yapabilen tek duygudur sevgi...Sevgiyle  birbirine bağlanan insanların yaşam felsefesi artık "gemisini kurtaran kaptan" değildir; olamaz. "Ya hep beraber ya hiçbirimiz" dir sevgiyle birbirine bağlanan insanların duygusu... Sevgi -doğal bir durum olarak toplumcu ve ekolojisttir... İnsan yaşamak için doğayla ve insanlarla paylaşır. Bir şey verir ve alır.... Sevgi insanın insan ve doğa ilişkilerinde paylaşıma, dayanışmaya dayalı üretkenliğinden kaynaklanan, uyum, ahenk ve ölçü durumudur. Marks'ın  sözleri  ile (mealen) "sevgi bir tutum, bir pozisyondur; yalnızca bir ya da bir kaç kişiye indirgenmiş sevgi, sevgi değil genişletilmiş bir bencilliktir". Bireysel çıkar ile toplumsal çıkarın doğal uyumunun bozulduğu andan itibaren sevgi çıkar ilişkilerinin belirleyiciliği altında bencilleşir. Aşirete, cemaate, millete, geniş aileye, oradan çekirdek aileye kadar daralan "genişleti...

"ULUSLARIN KADERLERİNİ TAYİN HAKKI" VE YENİ BİR YURTTAŞLIK TANIMI...

Resim
Tarih bize yalnızca ulus devletin değil, aynı zamanda ulusal sorunu ulusal kimliğe atıfla çözmeyi amaçlayan girişimlerin de başarısız olduğunu gösteriyor. Ulusal sorun geçmişte burjuva gelişme dönemine ait bir sorun olarak görülüyordu temelde... Uluslaşma sürecini yaşamış ama kendi bağımsız devletine sahip olamayan ve/fakat bu yönde iradesi oluşmuş ulusların bu haktan yoksunluğu ile belirlenen bir sorun... Bu tanıma uyan ulusal sorunlar bugün de vardır. Örneğin Kürt sorunu, örneğin Filistin sorunu... Ama bugünün ulusal sorunu temel olarak artık bambaşka bir boyuta sahiptir. Her ne kadar kapitalizm sermaye mobilizasyonunda gösterdiği özgürlükçü tutumu emek ve nüfus mobilizasyonu alanında göstermese de, bu tarihi ve nesnel süreci önlemeye de gücü yetmiyor. Ekonomik gerekler, yoksulluk, savaş vb. etkenlerle çok güçlü bir nüfus hareketliliği var dünya da... "Göçmen sorunu" ismi ile anılan bu sorun, aslında tamı tamına eski türden vatandaşlık tanımının krizine ve ...

ŞERİF MARDİN’DEN “SOL”A KALAN DERS -2-

Resim
Geçen haftaki yazımızın ilk bölümünde Türkiye'de kır kent çelişkisinin aldığı özel boyutun nedenlerini sorgulamaya başlamıştık. Özetle Kurtuluş savaşına kırın/köylülüğün aktif bir kitlesel katılımının olmamasının ve devrim sonrası dönemde de kırın/köylülüğün devrimin getirilerinden pek düşük düzeyde yararlanırken devrimin zorluklarını önemli ölçüde omuzlamak zorunda kalmasının genelde cumhuriyetle, özelde ise sol ile arasında mesafe oluşmasına yol açtığını belirtmiştik. Dahası solun kır kent çelişkisinin aldığı bu boyutu değiştirmek, kır ile kent arasına yüzü emeğe, çağdaşlaşmaya ve ilerlemeye dayalı bir siyasal   köprü kurmak konusunda başlangıçtan bugüne belirgin bir isteksizlik içinde olduğunu görmekteyiz. Bu isteksizliğin arkasında solun bu sorunu bir köylülük sorunu olarak ele almaktan ziyade bir irtica ve bağımsızlık sorunu olarak ele alması vardır.Yani nedenlerden ziyade sonuçlardan kalkılarak politika oluşturulmuştur.Zaman zaman toprak reformundan, ağa- eşraf ...

ŞERİF MARDİN'DEN "SOL"A KALAN DERS...1

Resim
  Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Şerif Mardin'in önerdiği "merkez çevre" analizi -bir ölçüde kendisine rağmen- Osmanlı-Cumhuriyet dönemini anlamanın sihirli anahtarı haline getirilmişti. Bir ölçüde kendisine rağmen diyorum zira Şerif Mardin'in yaptığı büyük ölçüde "acaba böyle bir yaklaşımla Türkiye tarihine yaklaşabilir miyiz?" sorusunu sormaktan ibaretti... Merkez çevre analizinin  Türkiye tarihini anlamanın analitik maymuncuğu olarak takdim edilmesi Mardin'e rağmen oluşan bir durumdur. "Bir Devrim Restorasyoncusu: Şerif Mardin" başlıklı yazımda merkez çevre analizinin yöntemsel  eleştirisini yapmış ve siyasal anlamı üzerinde durmuştum. Merkez çevre yaklaşımının, Kemalist devrimi Osmanlıyla ve geleneksel Sünni İslam'la barıştırma çabası olduğuna değinmiştim. Bu "barış" temeli üzerinde de liberal bir restorasyonu amaçlayan boyutuna dikkat çekmiştim. Bu böyle olmakla birlikte, merkez çevre teorisinin hem Cumhuriy...

MENZİL'İN DEVLETTEKİ AĞIRLIĞI ARTMAKTAYMIŞ... YAKINDA ABD'Yİ SOLLARIZ...

Resim
Çok yıllar öncesiydi... Uzun bir aradan sonra "memlekete" gitmiştim. 28 Şubat'ın öngünleriydi... Meşhur Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin operasyonları henüz çok daha yeniydi, buradan hatırlıyorum tarihi. O günlerde de tarikatlar mevzusu pek gündemdeydi. İlginç kıyafetleriyle ortalıkta dolaşan Aczimendi Tarikatı ve tarikatın mürşidi Müslüm Gündüz nerdeyse her gün haberlerin değişmez konusu durumundaydı. Memleketimde fiziki yapı anlamında çok fazla değişen bir şey yoktu. Ama sosyal/siyasal yapısındaki değişim gözle görülür nitelikteydi. Sanki zaman tünelinde geçmişe yolculuk yapmış gibiydim. Annem ve babamın, yakın akrabalarımın siyah beyaz fotoğraflarında , üstelik de 1960'lı yılların başlarında, kadınların hepsi birer Belgin Doruk, erkeklerin hepsi birer Ayhan Işık'tı sanki... Oysa 1990'ların ikinci yarısında yaptığım bu ziyaret sırasında gördüm ki,   erkekler giderek Müslüm Gündüz'e kadınlar da giderek Fadime Şahin'e benzemekte...

BİR DEVRİM RESTORASYONCUSU*:ŞERİF MARDİN...

Resim
Şerif Mardin'in vefatının ardından pek çok yazı yayınlandı. Akademik ve siyasi önemi düşünüldüğünde daha da çoğunu hak etmektedir. Muhtemelen önümüzdeki gün, hafta ve aylar içinde hakkında yazılmaya devam edilecektir. Etmelidir de... Zira Şerif Mardin yazdıklarıyla dünü anlamamızda kısmen ama bugünü anlamamızda ise çok önemli bir akademik/siyasal kişiliktir. Şerif Mardin'in iyi bir akademisyen ve çok iyi bir liberaldir.Liberal Forum Dergisi yazarlığının yanı sıra  Hürriyet Partisi'nin  Genel Sekreterliğini yapmış ve 1994 yılında kurulan Yeni Demokrasi Hareketi’nin kurucu üyeleri arasında  yer almıştır. Mardin'in akademik çalışmaları da bu kimlikten azade ele alınamaz.  Mardin'in külliyatı liberal bir siyasal/toplumsal dönüşüm hedefinin  programatik ideolojik altlığı gibidir.Bunu görmeden Mardin hakkında yapılan soyut akademik analizler bize gerçekliğin kendisini değil gölgesini sunarlar ancak. Mardin'in çalışmalarını yürüttüğü dönem Kemalizm'in ...