Alev Alatlı, çürüyen burjuva modernizmi ve rödovansçılık...‏

Alev Alatlı CNN'de " Aklın egemenliğine dayalı Aydınlanma projesi başarısız oldu. Bugün Batı medeniyeti çöküş içinde" buyurdu. Ve Tayyip Erdoğan'a bu kez de " büyük bir Rönesans'çı" payesi yakıştırdı. Bir kaç cümlede bile birbiriyle çelişmeyen iki kelimeyi biraraya getiremeyen Alatlı, bence Cumhurbaşkanlığı ödülünü fazlasıyla hak etmiş... Biz bu yazıda Alatlı'nın bu sözlerinden esinlenerek aydınlanma, modernizm, post-modernizm, Avrupa merkezcilik kavramlarına ilişkin ve postmodern düşünceyi bayrak yapmış aydın ve siyasetçilerin temsil ettikleri tarihsel ve siyasal konum hakkında "tezler" halinde yaklaşımımızı ortaya koymaya çalışacağız. 1- Avrupa Merkezli bakış açısının biz de ve dünyada egemen olması, Batı'nın daha önce yarıştığı ve hatta gerisinde kaldığı Doğu 'ya galebe çalmasının ürünüdür. Batının doğuya sağladığı galibiyetin felsefi-düşünsel arka planında insanlığa "aklını kullanmaya cesaret et" çağrısı yapan Aydınlanma felsefesi vardır. Demek ki Aydınlanma düşüncesi bugünkü Batı egemenliğinin en önemli etmenlerinden biri olarak başarısını kanıtlamıştır. 2- Doğu'nun aydın ve siyasetçilerinin geneli Aydınlanma gerçeğini tahlil edip kendi gereksinimleri doğrultusunda yeniden üretmek yerine, taklit etme yolunu seçmişler ve bu nedenlede ancak Avrupa Merkezciliğin figüranı olabilmişlerdir. 3- (Burjuva)Aydınlanma ve Modernizminin sınırlarına geldiği saptaması doğrudur... Ama aydınlanmanın yerine geleneksilliği, bütünselliğin karşısına parçalılığı, evrenselin başatlığı yerine yerelin egemenliğini koyan post modernizm temel tezleri itibariyle yanlış olduğu gibi; bizzat kendisi de Avrupa merkezli bir yaklaşımdır. Post-modernizm gerileyen ve çürüyen Batı'nın, bu çürümeyi aşma çabası değil, bu çürümeyi Doğu'ya da yayarak, Batı hegamonyasını olabildiğince uzatma çabasıdır. 4- Batı çıkarlarını seslendiren bu yaklaşım -dünün Aydınlanmasınadan farklı olarak- bu kez de Doğunun gelenekselci aydınlarını ve siyasetini kendi hegemonyası için araçsallaştırmayı, figüranlaştırmayı amaçlamış ve büyük ölçüde başarmıştır. Doğunun geleneksel ve liberal aydınları Batı'nın krizini Doğunun ihtiyaçları doğrultusunda analiz ederek Batı merkezli yaklaşımların dışında bir düşünsel hegemonya tesis etme arayışında olacakları yerde, elbirliği ile bugünün Avrupa merkezci ideolojik hegemonyanın ifadesi olan post modernizmin basit birer figüranı konumundadırlar. 5-Tarihte hiç bir hegemonya kalıcı değildir. 6-Tarihte yeni tarihsel ve siyasal sıçramalar kural olarak o momente hegemon olanlarca değil geriden gelenlerce yapılır. -Bu sıçramalar ancak hegemon olanın pradigmasından çıkıp yeni bir pradigma oluşturmakla mümkündür. 8- Gerileyen hegemonlar tutuculaşır ve tarihle avunma eğilimi gösterir."Tarihle barışma" lafı modalaşır. Osmanlı gerilediğinde yeniyi aramadı, tarihe sarıldı. Geçmişle avunmayan, tarihle barışma değil, tam aksine hesaplaşma derdinde olan, çıkışı geçmişte değil gelecekte arayan Batı'ydı ve başardı. 9- Bugün artık yerellikler iddia edilenin aksine belirleyici olmak bir yana cok ama çok önemsizleşmiştir. Doğu geçmişte kendi çözülüşüne geneli ortak etmek olanağından yoksundu. Bugün Batı'nın bu olanağı bulunmaktadır. Bu yüzden Batı çürümesine Doğu'yu da ortak edebilmekte ve Batı hegemonyasının sarsıldığı bu tarihsel momentte, Doğu'nun bağımsızlaşma dinamiklerini de kadükleştirebilmektedir. Post modernizmle gerçekleşen Batı'nın yerelliklerle barışması değil, bilakis Batı'nın denetiminde olmayabilecek tüm gelenekselliklerin ve yerelliklerin de Batı ile barıştırılarak kontrol altına alınmasıdır. 10- Sonuç olarak post modernizm burjuva (batı) aydınlanması ve modernizmin ve Avrupa merkezciliğin dışında ayrı bir pradigma değil, burjuva aydınlanmasının ve Avrupa merkezci modernleşmenn çürüme halinin adıdır. 11- Doğu'nun laikperest aydın ve siyasetçileri burjuva aydınlanmasının ilerlemeci döneminin taklitçileri oldukları için yalnızca birer zavallı idiler... Bugünün postmodern aydın ve siyasetçilerini burjuva aydınlanmasının çürüme döneminin taklitçileri olmaları nedeniyle, zavallılıktan çok daha ağır nitelemeleri hak etmektedirler. Postmodernizime sarılan geleneksel ve liberal aydınlar, aydınlanma ve modernizm düşmanı" kimlikleriyle, batı aydınlanmasının karşıtı değil, çürüme halinin temsilcileridir. Doğu'nun postçmodern siyasetçileri de bir rönesansçı değil, şu elim madenci cinayetleri vesilesyle aşina olduğumuz tabirle, çürüyen burjuva modernleşmesinin rödovansçısıdırlar... 12- Gerileyen Batı medeniyeti gerçeği, burjuva aydınlanması ve modernleşmesine karşı yeni bir pradigmayı zorunlu kılmaktadır. Ama çığır açıcı hiç bir pradigmanın, geriye-geçmişe referansla oluşturulduğu görülmemiştir. Ve yine her tarihsel sıçrama, yerel değil dünyasal pradigma değişikliğinin ifadesi olmak durumundadır. Bu nedenle de doğası gereği bütünsel ve evrensel bir nitelik taşımak durumundadır. Bugün de böylesi bir pradigma tarihle avunarak ve barışarak değil, ancak tarihle hesaplaşarak ve parçayı değil bütünselliği, yereli değil evrenselliği temsil ederek oluşturulabilir Bunun bugünkü tarihsel evrede tek mümkün yolu ise burjuva aydınlanmasına karşı sosyalist aydınlanma, burjuva modernizmine karşı sosyalist modernizmdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

PAPAZIN BAĞI: BİR CENNET PARÇASININ HİKAYESİ...

ANKARA’NIN İKİ YÜZYILANA DAMGA VURMUŞ BİR TARİHİ YAPIT: ABİDİNPAŞA KÖŞKÜ

şarap,kadın,şiir...-şiir-