Yağmur= Nimet Yağmur+ Gökçek = Felaket
Ankara
Haziran ortasında sel baskınına uğradı. Birçok yurttaş araçlarıyla beraber sel
baskınında mahsur kaldılar. İnsanlar zor bela yüzerek (evet yüzerek) canlarını
kurtardılar; fakat pek çok araç selin altında kullanılamaz hale geldi. Can
kaybı olmadığı için hepimiz çok mutluyuz. Maddi hasar ise çok büyük…
Ankara
ne yazık ki başında bir belediye başkanı olduğunu, ancak böylesi felaketlerin
ardından “Allah’ın takdiri”, “Böyle felaketler olur belediye olarak yapacak bir
şeyimiz yok” gibi tuhaf açıklamalar sayesinde fark ediyor. Gökçek sorumluluğu
eğer Allah’a havale etmekte başarı gösteremezse; ikinci suçlu da hazır: Çankaya
Belediyesi…
Gökçek’in açıklamaları çelişkili…
Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, sel felaketinin ardından açık bir
suçluluk telaşı içinde bir söylediği öncekini tutmayan çelişkili dolu
açıklamalarla sorumluluğu yine kendi üstünden atmaya çalıştı.
Bir
yandan “Bu bir afettir hiçbir altyapı bunu engelleyemez. Ortada tedbir kusuru
yok.” derken, kendi söylediğini kendisi yeterince inandırıcı bulmuyor olmalı
ki, ardından “Gölbaşı ve Çankaya’da hafriyat konusunda gerekli önlemler
alınmadığı için logarlar tıkandı ve felaket oluştu. Hafriyat konusunda gerekli
tedbir alınsaydı, yağış sel felaketine dönüşmezdi” diyor Hani ortada tedbir
kusuru yoktu. Hani m2’ye 50 kg. yağış düşünce böyle hadiselerin olması
kaçınılmaz” idi. Gökçek bu… Tedbir kusuru yok dedikten 30 saniye sonra, suçluluğun
paniği ve telaşı içinde, bu felaketin tedbirsizlik sonucu oluşan önlenebilir
bir afet olduğunu itiraf ediyor ama her zaman olduğu gibi sorumluluğu yine
kendi dışına atıyor.
Bir başka Gökçek masalı…
Gökçek, sel felaketinin
ardından yaptığı açıklamalarda Ankara halkının gözünün içine baka baka, bir başka gerçek dışı iddiada daha bulundu. Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Gökçek, bu tür
durumların ancak 40-50 yılda bir olacağını söylüyor. Ardından da ekliyor “Beni
böylesi durumları hesap ederek altyapı yatırımları yapmamakla suçlayanlar,
bilmeden konuşuyor. Kentin alt yapısını 40-50 yılda olabilecek bir duruma göre
düzenlemek kaynakların kullanımında hiç de akılcı olmaz.”
Sanırsınız ki, Gökçek
Ankara’nın kentsel gelişimi temelinde altyapı gereksinimlerini bilimsel olarak
saptamış ve buna uygun biçimde yatırımları yapmış ama olağan dışı bir gelişme
nedeniyle Ankara zor durumda kalmış. Kentleşme konusundaki tüm uzman
kuruluşlarına, meslek odalarına adeta savaş açmış olan Gökçek’in bu
planlamaları yaptıysa kimle yaptığı merak konusu: çevresine topladığı ihale
peşinde koşan müteahhitlerle mi? Muhtemelen çünkü…
Gerçekler,
bilim çevreleri ve ilgili meslek kuruluşları Gökçek’i yalanlıyor…
Gökçek, böyle yağışların
40-50 yılda bir olabileceğini söylüyor… Ama Gökçek’in açıklamalarının daha
henüz mürekkebi kurumadan Meteoroloji, benzer düzeyde yağışların önümüzdeki günlerde
de olabileceğini yetkililerin ve vatandaşları hazırlıklı olması uyarısı yaparak,
dolaylı olarak, “bu tür yağışlar 40-50
yılda bir olur” diyen Gökçek’i de yalanlamış oldu.
Ne
40-50 yılı; her yıl…
Gökçek’i dinleyen
Ankaralılar Gökçek’e mi yoksa hafızalarına mı inanacaklarını şaşırdılar. Zira bu
felaket tablosu Ankara için hiç de 40-50 yılda bir rastlanan bir durum değil.
Ankaralılar benzer tablolarla neredeyse her yıl düzenli biçimde karşılaşmaya başladılar.
Örneğin daha geçen yıl, 29
Haziran 2010'da, öğle saatlerinde başlayan yağış Ankara'yı adeta cehenneme
çevirmiş, alt geçitler kullanılmaz hale gelmiş ve kapatılmış, Kızılay'da
metroyu su basmıştı…
Yine çok yakın bir zaman
önce, Kuğulu Kavşağı 4 dakikalık bir sağanak yağışın sonunda felç olmuş; patlayan rögarlarla Cebeci'ye lağım akmış,
Çankaya, Cevizlidere, Dikmen, Siteler, Akdere, Türközü ve Sincan adeta sahil
kasabası görünümüne kavuşmuştu.
Bundan iki yol önce, 2009
yılında da, benzer bir su baskınını Akay Kavşağı'nda yaşamıştı Ankaralılar. İki
yıl önceki bu yağışlar sırasında da insanlar, Başkent'in ortasında resmen
boğulma tehlikesi yaşamıştı.
Gökçek
bilim çevrelerine kulağını kapatmasıydı…Bu tablo Ankara’da bu olayların hiç de 40-50 yılda bir yaşanmadığını; Ankara için olağanlaşan iklim koşullarının bir ürünü olduğunu gösteriyor. . İki yıl önce tüm ülke susuzluktan kavrulurken meteoroloji uzmanları bunun arkasından çok kuvvetli yağışlar geleceği uyarısını yapmışlardı. Kaldı ki, aynı meteoroloji uzmanları 1960’lı yıllara göre meteorolojik afetlerin şiddetinde, sayısında ve süresinde dünya yüzeyinde üç kat artış olduğunu, yani açık bir iklim değişikliği yaşandığını, ülkemizin de bu süreçten etkileneceğini, önlemlerin buna göre alınması gerektiğini yıllardır tekrarlaya geliyorlardı. Ama besbelli ki Büyükşehir belediye yönetiminin bu gelişmelerden haberi yok.
Dahası
meteorolojinin 16 Haziran günü ani ve kuvvetli yağış beklendiği uyarısını
yapmasına rağmen, Ankara’da yolların trafiğe kapanması ve bazı altgeçitlerin
sular altında kalması, Büyükşehir yönetiminin yaşanan olumsuz tablodaki
sorumluluğunu daha da artıran bir faktördür.
“Yağmur Allahın; felaket Gökçek’in
marifeti”…
Ankara artık yağmur
yağmadığında kuraklıkla, yağdığında ise sel felaketi tehlikesiyle yüz yüze
kalan bir şehir… Ve bütün bu durumların her birinde Gökçek topu ya Allah’a ya
tabiata ya da kendi dışındaki belediyelere atma yöntemini seçiyor.
Gökçek, geçen yıl Nisan ayında iki kez şehri teslim alan
yağışların ardından da, neredeyse bugünküyle tıpa tıp aynı olan açıklamalar
yapmıştı. Gökçek “Son 30 yılda Ankara’ya
bir ayda metrekareye aylık 32.8 kilogram yağış düşerken, önceki günkü
yağmurda yalnızca yarım saatte Kızılay’a 20 kilograma yakın yağmur yağdı. Bu
şimdiye kadar görülmemiş bir miktar” demişti.
Bugünde “metrekareye 50 kilogram düşmesi olağanüstü bur durum; yapılacak
bir şey yok” diyor. Oysa meteroloji uzmanları bu yağışın normal koşullarda
yerden 5 cm. kalınlığında bir bu birikmesi demek olduğunu ve eğer kent doğru
kurulmuş ve altyapısı iyi hazırlanmışsa bunun bir felakete dönüşmesi için hiç bir
neden olmadığını söylüyor.
Gökçek, kuraklığı da Allah’ın takdiri
ile açıklamıştı…
Yine
hepimizin hatırındadır ki, Gerede Projesi yıllardır savsakladığı için Ankara
bir kaç yıl önce kuraklık sorunuyla karılaşmış, Gökçek durumu yine önce“Allahın
takdiri” ile açıklamıştı. Ve yine ne olur olmaz diye Çankaya’yı ve Çankayalıyı
suçlamayı ihmal etmemişti. Çankayalıları
çok ve kontrolsüz su kullanımında bulunarak susuzluğa neden olmakla suçlamıştı.
Altyapı Sorunu
20
yıldır Ankara’yı yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yaşanan sel
felaketinde kendi sorumluluğu olmadığını iddia ediyor ama gerçekler bize geçen 18
yıllık süre zarfında, Ankara’nın altyapısına bir çivi dahi çakılmadığını
gösteriyor.
Bir
önceki belediye başkanı Murat Karayalçın bundan bir yıl önce şu şekilde dile
getirmiş bu durumu : "Büyükşehir,
başlattığımız 'Büyük Ankara Kanal Projesi'ni doğru düzgün işletmiyor. Bu
nedenle her yağışta kenti su basıyor. Bazı yerlerde dalgıçlar asfalta dalış
yapıyor..."
Katlı
kavşaklar riski artırıyor…
Büyükşehir
Belediyesi’nin en büyük icraatı hesapsız kitapsız yapılan ve şehre ne ulaşım ne
estetik alanlarında hiçbir gerçek katkısı olmayan katlı kavşaklar oldu. Bu
katlı kavşaklar, yetersiz alt yapıları ve yanlış yer seçimleri nedeniyle
felaket tablolarının oluşmasına da neden olmaktadırlar.
Yalnızca altyapı kanalizasyon değil…
Yağmuru
felakete dönüştüren en önemli faktörlerden biri de plansızlık, aşırı büyüme ve
kentin yeşil ve toprak dokusunun kaybolması ve aşırı betonlaşmasıdır.
Büyükşehir Belediye Başkanı sayın Gökçek’e sormak gerekir: Ankara’da yıllar
içinde yağmurun emilerek sele dönüşmesini engelleyen gerekli toprak yapının
azalması ve kentin aşırı betonlaşması da; dere yatağı olan bölgelerin yapılaşmaya
açılması da, yağmurların sel felaketine dönüşmesini engellemek de önemli
rol oynayan kent ormanları vb. uygulamaların Ankara’da hayata geçmemesi de
“Allah’ın takdiri mi?”.
Öyle
gözüküyor ki, Ankara aşırı ve plansız gelişmenin, dere yataklarını yapılaşmaya
açmanın, artan betonlaşmanın faturasını bu tür felaketlerle öderken; bundan
ders almak bir yana Ankara’ya yeni bir kent ekleyeceklerini övünme vesilesi
yapanlar iş başında durdukça “Allah’ın yağmuru” daha çok felaketlere kaynaklık
edecek…

Yorumlar
Yorum Gönder