BBC’DEN MANDELA PORTRESİ

Nelson Mandela’nın
hayatı, çağımızın en sıradışı ve en etkileyici öykülerinden biri ve
tanıklığıdır.
Dünyanın en
saygı duyulan devlet adamlarından biri olan Mandela, Güney Afrika’da ırk
ayrımcılığına dayalı rejimi (apartheid) yıkarak yerine tüm ırkların eşit şekilde
temsil edildiği bir demokrasi getirmek için verilen mücadeleye önderlik etti.
27 yıl hapis
yattıktan sonra Güney Afrika’nın seçimle iktidara gelen ilk siyah başkanı oldu,
dünyanın çatışma yaşayan başka bölgelerine barış getirilmesine öncülük etti.
1993 yılında
Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Mandela’nın
çekici kişiliği, alçak gönüllüğünden gelen mizah gücü ve maruz kaldığı şiddete
rağmen kin ve kırgınlık taşımaması, niçin tüm dünyanın hayranlık duyduğu bir
lider olduğunu da açıklıyor şüphesiz.
1999 yılında
başkanlık görevinden çekilen Mandela, o tarihten sonra Güney Afrika’nın en üst
düzey elçisi olarak görev yaptı, HIV/Aids’e karşı kampanyalarda yer aldı,
ayrıca ülkesinin 2010 Dünya Futbol Kupası’na ev sahipliği hakkını kazanması
için de özel çaba sarfetti.
2001 yılında
prostat kanseri teşhisi konulsa da faaliyetlerine ara vermedi, Kongo Demokratik
Cumhuriyeti’nde, Burundi’de ve diğer Afrika ülkelerinde barış müzakerelerinde
yer aldı.
Mandela,
2004’te 85 yaşındayken, ailesine ve dostlarına daha fazla zaman ayırabilmek
için faal kamu yaşamından çekildiğini açıkladı.
2010 yılının
Kasım ayında ABD ve Güney Afrika milli futbol takımlarının üyeleriyle katıldığı
bir toplantının fotoğrafları basına dağıtıldı.
Nelson
Mandela, 1918 yılında, Güney Afrika’nın Doğu Cape eyaletinde küçük bir köyde
doğdu. Dedesi Thembu aşiretinin kralı, babası ise kabile şefiydi. Güney Afrika’da
aşirette çağrıldığı takma adla ‘Madiba’ diye bilinir.
Rolihlahla
Dalibhunga adıyla doğdu; ancak öğretmeni kendisine, İngilizce Nelson ismini
verdi.
Annesi
Hristiyan Metodist mezhebine bağlı olduğundan, Metodist yatılı okullarda
okuduktan sonra Güney Afrika’da siyahların öğrenim görebildiği tek üniversitede
hukuk eğitimi gördü.
Yerli halkın
beyazlara karşı hak mücadelesini savunan Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) ilk
kez 25 yaşındayken ve eylemci olarak 1943 senesinde katıldı. Daha sonra ANC
Gençlik Kolu’nu kurdu ve başkanlığını üstlendi.
İlk eşi
Evelyn Mase ile 1944 yılında evlendi, üç çocuk sahibi olan çift 1957 yılında
boşandı.
Öğrenimini
tamamladıktan sonra ilk avukatlık bürosunu, ortağı Oliver Tambo ile beraber
1952 yılında Johannesburg’da açtı.
1950’li
yıllara gelindiğinde ırk ayrımcılığı etkisini göstermeye başlamıştı. Nelson
Mandela, Afrika Ulusal Kongresi’nde etkin rol almaya başladı. Daha militanca
bir örgütlenmeyi savunan Mandela, defalarca tutuklandı, siyasi faaliyetlerde
bulunması yasaklandı.
Beyazların
ve siyahların beraber yaşadığı bir Güney Afrika hayalini paylaşan Güney
Afrikalı komünist beyazlarla yakınlaştı.
Mandela ve
Tambo, birlikte, siyah çoğunluğu baskı altında tutan, beyazların kurduğu Ulusal
Parti’nin uygulamaya başladığı ırk ayrımcılığı (apartheid) sistemine karşı
kampanya yürüttüler.
Mandela,
1956 yılında 155 eylemciyle beraber en ağır düzeyde vatana ihanetle suçlandı
ama hakkındaki suçlamalar, dört yıl süren duruşmaların ardından düşürüldü.
Irk
ayrımcılığına karşı direniş, her geçen gün büyüdü; özellikle de siyahların
nerede yaşayıp nerede çalışacaklarını sınırlayan yasalara karşı tepkiler
güçlendi.
Mandela, 1958
yılında Winnie Madikizela’yla evlendi, ancak ANC’nin 1960 senesinde yasa dışı
ilan edilmesiyle, diğer parti üyeleriyle beraber saklanmak zorunda kaldı.
Irk
ayrımcılığı giderek daha fazla hissedilmeye başlandı; 1960 senesinde 69 siyahın
polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville katliamı bir dönüm noktası oldu.
Bu olay,
barışçı direnişin de sonunu getirdi. O sırada ANC’nin başkan yardımcısı olan
Mandela, ordu ve hükümet hedeflerine karşı silahlı mücadele başlattı, ANC’nin
silahlı kanadını kurdu.
Bir süre sonra
hükümeti devirmeye ve halkı kışkırtmaya çalışmakla suçlanarak tutuklandı ve
hapse atıldı.
Mandela,
Afrika Ulusal Konseyi’nin on üyesinin ırk ayrımı güden rejimi yıkmak amacıyla
yaptıkları eylemlerden dolayı yargılandıkları meşhur Rivonia davası sırasında,
kendi savunmasını yaparken, demokrasi, özgürlük ve eşitlik konusundaki
görüşlerini şu sözlerle dile getirecekti:
“Ben, tüm
insanların uyum ve eşit fırsatlara sahip şekilde beraberce yaşadığı, demokratik
ve özgür bir toplum idealini benimsedim. Bu, uğrunda yaşamak ve ulaşmak
istediğim bir idealdir. Ama gerektiğinde bunun uğrunda ölürüm de”.
Nelson
Mandela, 1964 yılının kışında, 46 yaşındayken ömür boyu hapis cezasına
çarptırıldı.
1982 yılında
Pollsmoor Hapishanesine nakledilinceye dek, Cape Town’ın açıklarındaki Robben
(Fok) adasında tam 18 yıl yaşadı.
Mandela ve
diğer ANC liderleri ya hapiste ya da sürgündeyken, Güney Afrika’da direniş son
bulmadı; yüzlerce insan öldürüldü, binlerce kişi yaralandı. Ancak Mandela,
hapiste olmasına rağmen direnişin sembolü olarak öne çıktı.
Hapsedildiği
Robben Adası, adeta bir eğitim merkezi oldu. Mandela mahkumların oluşturduğu
politik eğitim sınıflarının başında yer alıyordu. Bu arada sürgünde olan eski
ortağı Tambo, 1980 yılında Mandela’nın serbest bırakılması için uluslararası
bir kampanya başlatmıştı.
Uluslararası
toplum Güney Afrika’da ırk ayrımcılığı güden rejime karşı ilk kez 1967 yılında
yaptırım uyguladı.
Baskılar
1990 yılında sonuç verdi, Güney Afrika hükümeti, sonuçta işbirliği yapabileceği
tek siyah liderin Nelson Mandela olduğunu idrak etti.
Dönemin
Güney Afrika devlet başkanı FW de Klerk, ANC’ye konan siyaset yasağını
kaldırdı, Mandela serbest bırakıldı ve Güney Afrika’da tüm ırkları temsil eden
bir demokrasi kurulması için görüşmeler başladı.
O dönemde
Mandela, 1992 yılında adam kaçırma ve ikinci derece fiili saldırıda bulunmakla
suçlanan ikinci eşi Winnie’den boşandı.
1993 yılının
Aralık ayında Mandela ve de Klerk, Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
Bundan beş
ay sonra Güney Afrika tarihinde ilk kez tüm ırklardan adayların katıldığı
demokratik seçimler düzenlendi ve Mandela ezici çoğunlukla cumhurbaşkanlığına
seçildi.
Nelson
Mandela’yı özel kılan, birçoklarının kendisini ayrı bir yerde görmesine yol
açan yanı, ırk ayrımı güden eski yönetime karşı kırgın, buruk ifadeler
kullanmamasıydı.
Mandela, BBC’ye
verdiği bir mülakatta böylesi bir bağışlayıcı tutuma nasıl vakıf olduğunu şu
sözlerle anlatıyordu.
“Eğer onları
affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi
unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da
bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim, diyoruz”.
Nelson
Mandela’nın cumhurbaşkanlığı döneminde en büyük sorun, yoksullar için konut
yetersizliği ve büyük şehirlerde yaygın olan gecekondu mahalleleriyle baş
edilememesiydi.
Mandela, 80.
doğum gününde Graca Machel’le üçüncü evliliğini yaptı.
Hükümet
işlerinde sorumluluğu yardımcısı Thabo Mbeki’ye bırakırken, kendisi daha
sembolik roller üstlenmeye başladı; uluslararası ortamda Güney Afrika’nın yeni
imajının inşasına ağırlık verdi.
Bu bağlamda
ülkedeki çokuluslu dev şirketleri, yatırımlarını sürdürmeye ikna etti.
89. doğum
gününde dünyanın en zor sorunlarının çözümünde danışmanlık yapacak "Akil
Adamlar" grubunu oluşturdu.
Son
yıllardaki belki de en dikkate değer kampanyası, oğlu Makgatho’nun 1995’te
ölümünden sonra oldu.
Mandela,
AIDS salgını konusundaki tabuların hala hakim olduğu ülkede oğlunun AIDS’den
öldüğünü açıkladı ve Güney Afrikalıları AIDS’in normal bir hastalık olduğunu
kabullenmeye, bu hastalığı konuşabilmeye çağırdı.
Nelson
Mandela son olarak 2010 Dünya Kupası’nın kapanışında halkıyla buluştu.
2011 Ocak’ında
ciddi bir göğüs enfeksiyonu geçiren Mandela, bir yıl sonra da karın
bölgesindeki rahatsızlıkla bağlantılı olarak kontrolden geçmişti.
2012’nin
sonlarında yine hastaneye kaldırıldı Mandela ve safra kesesi ameliyatı olduğu
açıklandı.
Mandela,
zamanının hemen tamamını doğduğu yerin yakınlarındaki Qunu köyünde geçiriyordu.
Mandela’nın
vücutça zayıf olmasına, belleğinin de zayıflamasına karşın, ziyaretçileri
kendisini çok keyifli bir havada bulduklarını anlatıyorlardı.
Yorumlar
Yorum Gönder