Türkiye Solu (1960-70)- 2


‘60 sonrası solun yeniden şekilleniş süreci ile ilgili bölüme geçmeden, son olarak “devralınan miras” üzerinde genel çizgileriyle de olsa durmak gerekli.

Önce bu dönemin TKP’sinin siyasal-programatik konumu açısından anlamlı bir özetini aktaralım:

“Bu durum, yani Atatürk döneminin anti-emperyalist ve devrimci niteligi sol ‘u bir dereceye kadar açmazlara sokuyordu. Köklü bir toprak reformu, halkın yararına yöneltilmişve halkın denetiminde bir endüstrinin ve rejimin kurulması, agır endüstriye öncelik verilmesi, politik hürriyetlerin, yani sınıf parti ve sen­dikaları kurma hakkının tanınması, işçilerin mesleki haklarının saklanması ve tek dereceli, nisbi seçim sisteminin kurulmasına yönelmiş, Milli Demokratik Devrimin tamamlanması amacını güden, sosyalizme açık bir rejim için müca­deleye girişen sol, bunu Kemalist kampın sol unsurlarıyla güç birligi içinde, legal bir ortamda gerçeldeştirmek istiyordu.” (N. R. İleri, TKP Gerçegi veBilimsellik, Anadolu Yay., 1976, s.123)

Burada sunulan tablo Şefik Hüsnü TKP’sinin tama yakın bir resmini vermek­tedir.

TKP, 1924 öncesi dönemde klasik “kapitalist olmayan yol”, “üçüncü yol” perspektifine bağlı bir faaliyet yürüttü.* Bu dönem, TKP’nin, Kemalistlerin kapitalist yola girmeden sosyalizme yönelebileceklerine yönelik derin bir inanca sahip olduğu görülmektedir. Doğal ki, bu “inanç” politika alanına döndüğünde, TKP’ye, kendine Kemalizme yol gösterme misyonunu biçmiş bir politik hareket görüntüsü kazandırıyordu.

1925’lerden sonra TKP’ye hakim olan çizgiyi ekonomist-liberal bir çizgi olarak tanımlayabiliriz. Bu tarihten sonra TKP’ye “üretici güçler” teorisi yol göstermeye başladı. Fakat netice itibariyle TKP’nin teorik anlayışlarını besleyen’ bizzat onun politik konumlanışı olduğu ölçüde, teorik yönelimdeki farklılıklar esasen TKP'nin politik çizgisinde hiçbir değişikliğe yolaçmadı. 1925 sonrası TKP, artık Kemalizmin bir burjava iktidar olduğunu kabul ediyordu; ama burjuva devrime burjuvazi önderlik etmeli, üretici güçleri geliştirerek modern sınıfların oluşumunu, dolayısıyla sosyalist devrimin nesnel koşullarını hazırlamalıydı. Komünistlerin görevi “sosyalist devrimin nesnel koşulları oluşuncaya, dolayısıyla anti-emperyalist, anti-feodal devrim tamamlanıncaya kadar ve ancak bu dev­rimleri tutarlıca sürdürmesi kaydıyla”, Kemalist iktidarı desteklemek olacaktı.

TKP, tüm bu görevlerini, R.N. İleri’nin sözleriyle “Kemalist kampın sol unsurlarıyla güç birligi içinde, legal bir ortamda gerçekleştirmek istiyordu.” Bu sözler, TKP’de cisimleşen politika yapış tarzının iki önemli öğesini de ortaya çıkarmaktadır. Yol açıcılık misyonunu Kemalizm, yol göstericilik misyonunu ise kendilerinde görmelerinden kaynaklanan bir “muhalefet” tarzı ve bunu en etkin biçimde yerine getirmek için yasallaşmak arzustında ifadesini bulan icazetci-­legalist bir eğilim. Bu dönemde Kemalistlerin de TKP’ye yaklaşımı, SSCB ile ilişkilerin boyuttına paralel olarak (kritik dönemlerin “acımasız operasyonları” bir yana) belirli bir “müsamaha” dozu taşımaktadır.

Kemalist rejimin “dış politika” ihtiyaçları doğrultusunda oluşan ve belirt­tiğimiz gibi nisbi bir dengeye sahip olan bu ilişkileri II.Dünya savaşı sırasında ve sonrasında artık kesin bir şekilde değişecektir. TKP’nin, 1943'te CHP’yi, Komintern’in faşizm taktiklerinin etkisiyle karşısına alması ve tek parti rejiminin savaş sonrasında ABD egemenliğinde kurulan yeni kapitalist dengelerde yerini alma isteği, bu dengeyi değiştiren nedenler oldu ve TKP 195l’de yediği darbe ile tam bir tasfiyeye uğradı.

* TKP’ye başından beri damgasını vuran Şcfik Hüsnü çizgisidir. TKP’nin Mustafa Suphi önderliğindeki “Rusya okulu”, Kemalistlerin katliamına uğrayarak fiziki olarak yokedildi. Bu TKP’de hem daha ileri bir çizginin hakim olmasını engelledi, hem de Kemalizme teslimiyet duygusunu kökleştirdi.

‘60 öncesi birikimin sağcı-uzlaşmacı karakterinin en billurlaşmış ifadesi kendisini  Kadro Dergisi olayında gösterir. Kadro Dergisi, 1932-35 yılları arasında, hemen hepsi “dönek” komünist olan bir yayın kurulu tarafından çıkarıldı. Ne var ki Kadro­cular, bu “dönek” sıfatını hiçbir zaman kabul etmediler ve özde haksız sayılmazlardı. Çünkü Kadro, 1924 öncesi TKP’sinin resmi çizgisi ile neredeyse tamamen paralel bir anlayışı savunuyordu. Kadrocular, yalnızca bu yılların "kapitalist olmayan kalkınma" perspektifini kendi doğal teorik sonucuna, “üçüncü yol” anlayışına vardırmışlardı. Kemalistleri, kapitalist ve sosyalist olmayan (ama her ikisinin “olumlu” özelliklerini alıp “olumsuz” özelliklerini atarak oluşturacak) bir sistemin ilk kuruculan, kendilerini ise bu sistemin “ideologları” olarak değerlendirdiler.

Doğal ki, Kadrocular yalnızca kapitalist gelişmenin ihtiyaçlarını karşılayan bir dolgu malzemesi olabildiler ve işlevlerini tarnamlayıp, bu gelişmenin ihti­yaçları ile uyuşamadıkları anda da bizzat “ideolojisini üretmeye” soyundukları, Kemalist iktidar tarafından devredışı bırakıldılar. Sonuçta, onlar yalnızca, 1928 dünya iktisadi krizini izleyen dönemde, devletçilik politikasıyla sermaye birikimine yönelmenin “teorisini” yapmış oldular.

Bu kısa anlatımdan sonra, ‘60 öncesi “birikimin” genel özellikleri üzerine bazı çıkarsamalar yapmak mümkün.

1960 öncesine hakim olan “sosyalizm” anlayışı, temel olarak “kalkınma” ve “gelişmenin hangi yolu” izleyeceği problematiği üzerinde yükseliyordu. Kema­Iistlerin, “kapitalist olmayan bir kalkınma yolu” aracılığıyla süreci sosyalizme götürebilecekleri fikrinden, üretici güçler görüşüne doğru yaşanan bir iç ideo­lojik evrime karşın, kalkınma problematiğini temel alan pozitivist anlayışta herhangi bir değişiklik olmadı. Sol hareketin bu pozitivizmi sınıflar ve sınıf mücadelesi konusunda idealist bir anlayışla birleşiyordu. Sol hareketin sınıflar mücadelesi konusundaki tutumu, süreç boyunca sınıfların varlığının reddinden, sınıfların varlığının kabulüne, ama sınıf mücadelesinin reddine uzanan bir fikri çeşitlilik gösterir. Bu anlayış neticede, sınıfsal zemine ve sınıf mücadelesine dayanmayan bir “rejim muhalifliği” ve ‘sosyalizm” pcrspektifi demektir ve politikadaki sonucu Kemalizmi, sosyalizmi yakınlaştıracak bir yolaçıcı olarak görmek ve desteklemektir.

 

SOL HAREKETİN YENİDEN DOĞUŞU: 1960-70

1960-70 dönemi, sol hareket açısından yalnızca bir yeniden doğuş dönemi değil, aynı zamanda kitlelerle son derece canlı bağların kurulduğu bir aydınlanma dönemidir. Bu yıllarda devrim, sosyalizm ve Marksizm kavramlarının (her biri son derece çarpık bir temelde de olsa) yaygın bir tartışma, ilgi ve desteğe konu olduğunu söyleyebiliriz.

1960’lı yıllar sol hareketin makro düzeyde politika yapma imkanını elde ettiği, aydınlarda siyasi radikalizm eğiliminin yaygınlaştığı, sendikal planda yeni arayışların gündeme geldiği bir tarihsel kesittir. Bütün bu gelişmeler, genelde kapitalizmin ve modem sınıfların belirli bir gelişmişlik seviyesine ulaşmış bulunduğu ve özelde de 27 Mayıs’ın yarattığı siyasi cereyan ve ortama bağlı olarak şekilleniyordu. 27 Mayıs askeri darbesinin yeniden ivme kazandırdığı “millici”, “sanayileşmeci” ve “demokratikleşmeci” cereyan, devralınabilecek kökleşmiş herhangi bir devrimci sınıfsal mirasın ve etkilenebilecek herhangi bir devrimci sosyalist uluslararası odağın bulunmadığı 60’lı yıllarda, toplumun değişik kesimlerinin arayış ve taleplerini de doğrudan doğruya etkiliyordu.

‘60 sol hareketi bu süreçte ve ilk başlarda özellikle toplumun arayış içindeki iki farklı kesiminin eğilimleri üzerinde şekillendi. Bu kesimlerden biri aydınlar diğeri ise sendikacılardır. YÖN ve TİP ve daha sonra MDD ise ‘60 sol hareketini temsil eden siyasi odaklardır.

Bu akımların programatik yaklaşımlarını, “devrim”, örgüt ve sınıf perspek­tiflerinin kapsam ve anlamını, geçirdikleri iç evrimi ve gelecek döneme devret­tikleri mirası kavramak, sol hareketin bugününü anlamak açısından da özel bir öneme sahiptir.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA'NIN ORHAN VELİ'Sİ...

AYDIN OPORTÜNİZMİ VE PROLETARYA SOSYALİZMİ...

CUMHURİYETİN YEŞİL ANITI: GENÇLİK PARKI