Türkiye Solu 1960-70 (3) YÖN Hareketi


 

Kapitalist gelişme, bir yandan pre-kapitalist unsurlarla bütünleşerek ve onu dönüştürerek gelişmesini sürdürürken, bu aynı süreç, orta köylülüğün alt kesim­leri, küçük mülk sahipleri için yoksullaşma ve yoksul köylülük için mülksüzleş­me ve proleterleşme süreci demektir. Kır hayatı içinde etki ve sancıları çok daha yoğun olmakla beraber şehir hayatında da bu süreç, tekelcileşmeyle beraber, orta ve küçük burjuvazinin artan hoşnutsuzluğu anlamına geliyordu. Özellikle 50’li yılların sonlarına kadar sanayileşme konusunda ciddi bir gelişme sağlanama­ması, bu tarihten sonra gündeme gelcn “montaja” dayalı sanayileşmeye rağmen kırın boşalması, yoksullaşma ve gecekondulaşmanın devam etmesi, prckapitallst unsurların ve bağımlılık ilişkilerininin farklı bir düzeyde olsa da varlığını sürdürmesi, küçük-burjuva ve orta sınıfların hoşnutsuzluğu kadar aydınların da “bu kapitalizm” karşısında eleştirel bir tavır almalarını doğurdu. Özellikle “bağımsız sanayileşme” ideolojisiyle şekillenmiş Cumhuriyet aydınları ve dahası TKP kadroları açısından mevcut kapitalistleşme sürecinin “kalkınma" ve “çağdaşlaşma” getirmeyeceğini, yalnızca bağımlılık ve “Filipin tipi demokrasi”yi doğuracağını düşünmek son derece doğaldı. Üstelik bu kapitalizm “toprak ağalığı”, “tefecilik-bezirganlık” gibi feodal unsurlarla siyasi ve iktisadi planda bütünleşiyorsa...

İşte YÖN çizgisi kapitalist gelişmeye bağlı olarak oluşan bu sosyal-sınıfsal ilişkilerin aydınlar üzerinde yarattığı “etkilerin” bir ürünü olarak şekillendi. Bu şekilleniş ise ideolojik dayanaklarını Kemalizmde buluyordu.

‘60 sol hareketi içinde döneme ideolojik ve siyasi perspektif açısından en hazırlıklı giren YÖN Hareketidir. Kemalist devrimin tüm kazanımlarına sahip çıkmak ve onun hedef ve perspektiflerine yeniden geçerlilik kazandırmak iddiasını taşıyan YÖN, eski CHP’li aydınlarla bir takım akademisyenlerin ortak çabası olarak şekilleniyordu. Klasik Cumhuriyet aydını devletçidir ve kendini devletle özdeşleştirir; dolayısıyla kapitalist gelişme onun bu toplumsal ve ideolojik konumunu da sarsıyordu. Ağırlıkla CHP’li aydınlardan oluşan YÖN’cülerin hedeflerini “üstten devrimcilik”le sınırlamaları, hiç kuşkusuz klasik Cumhuriyet aydınının devlete yakın  pozisyonuyla da doğrudan bağlantılıydı.

1961"de yayın hayatına başlayan YÖN, bu temel perspektif doğrultusunda hedeflerini “çağdaş uygarlık”, “batılılaşma”, “hızlı kalkınma”,  "planlı devletçilik”, “sosyal adaletin sağlanması” vb. olarak saptıyor ve bu hedefler doğrultusunda “öğretmen, yazar, politikacı, sendikacı, müteşebbüs ve yönetici­lerin” topluma yön vermek için ortak çaba içerisinde olmaları gerektiğini belir­tiyordu. Dönem boyunca YÖN’ün bu programdan yana ve bu programa karşı olan toplumsal güçler hakkındaki tahlillerinde belirli değişiklikler olmasına karşın, programın özünde hiç bir değişiklik sözkonusu değildir. Değişim yalnızca anti-feodal yanı ağır basan Batıcı-çağdaşlaşmacı bir yaklaşımdan, anti-emperyalist, anti-feodal bir doğucu, üçüncü yolcu yaklaşıma doğrudur.

1980’lere uzanan süreçte tüm devrimci demokrat hareketlerce neredeyse bir ön kalıp sayılan ve strateji tartışmalarına ana dayanak yapılan feodalizm-kapi­talizm, sanayi burjuvazisi-ticaret burjuvazisi, emperyalizm-milli kapitalizm vb. kategorik ayrımlar ve bunlar arasında kurulan ikilemci mantık, YÖN’ün progra­matik çerçevesinin en asli unsurları arasında yeralmaktadır. YÖN tüm dönem boyunca hiç değişmeyen bir çizgi olarak ilerici mahiyette, ülkenin bağımsızlığındarı ve kalkınmasından yana bir burjuva kliğin varlığını aramış ve devrim anlayışında bu gücün desteklenmesi merkezi bir konuma sahip olmuştur. YÖN’ün programı, özel mülkiyetin kaldırılması, işçi sınıfının tarihsel rolü vb. gibi temel konularda marksist argümanlarla baştan arasına bir sınır çizmiş, gerek öngördüğü değişimin muhtevası, gerekse de bunu gerçekleştirecek toplumsal bileşimin saptanması açısından sosyalist dünya görüşünden son derece net bir biçimde farklı bir tercihe sahip olmuştur.* YÖN’cüler sınıf analizinin Türkiye’ye uymayacağını; Türki­ye’deki temel sorunun milli çıkarlar doğrultusunda anti-emperyalist ve anti-feodal mücadele olduğunu belirtiyorlardı.

YÖN’cülerin tüm bu nedenlerle sınıfa bakış açılan da son derece nettir. Onlara göre “sınıf önderliği meselesini sanki bugünün en hayati meselesiymiş gibi herşeyin üstünde sayan bir davranış çeşitli sosyal sınıfların psikolojisini gözönünde tutmadtğt için, hiç degilse taktik bakımdan hatalı olmuştur”. (Doğan Avcıoğlu, YÖN, Eylül 1966) Sınıf önderliği sorununu “hiç değilse taktik bir hata” olarak değerlendiren YÖN’cüler “çıkarları modernleşme ve kalkınmadan” yana olan “ara tabakaları” “politik hayatta sonucu tayin edici unsur” (Doğan Avcıoğlu, YON, Eylül 1966) olarak değerlendirmekte ve bu kesime sınıfa göre çok daha belirleyici bir misyon yüklemektedirler.

Programatik hedefleri açısından son derece belirgin sınır çizgilerine sahip olan YÖN’cüler, aynı zamanda bu amaca ulaşmanın yöntemi konusunda da berrak bir tavra sahiptirler. YÖN’ün programını uygulamak için öngördüğü method hem kemalist gelenekten hem de bu metodu daha gerçekçi gösteren bir olayın, 27 Mayıs’ın yarattığı beklenti ve umutlardan güç ve destek alıyordu. Alttan “ara tabakaların” basıncı ve üstten “genç subayların” çözücü darbesi YÖN’ün “devrim” stratejisinin kapsamını oluşturmaktadır.

Bu akımın örgüt anlayışı da kuşkusuz, “devrim” perspektifiyle son derece uyumludur. Bir aydın hareketi olarak YÖN’ün pratik politika ile ilgisi hep bir “entellektüel cereyan” yaratma çabası ile sınırlı kalmış, bu cereyanın sonuçlarını örgütlemek ve doğrudan siyasal bir aksiyoner olmak çabası ise hiç olmamıştır. YÖN, iktidar hamlesini gerçekleştirme görevini çok net bir biçimde, kendi dışına, orduya havale etmiş; kendi misyonunu ise “mevcut düzeni sarsmak” ve "harekete geçirici odak" olmakla sınırlamıştır. İktidar hamlesini kendi dışındaki odaklardan bekleyen YÖN için örgüt sorunu doğal olarak hiç bir zaman önemli olmamıştır. Bütün dönem boyunca, TİP’e alternatif olarak gündeme getirilen başarısız Çalışanlar Partisi girişimi bir yana bırakılacak olursa, YÖN’ün en önemli örgütsel girişimi Sosyalist Kültür Derneğinin kurulmasıdır. YÖN bir darbe beklentisi içinde olduğu ölçüde örgüt olma gereği duymamış, ama darbeyi teşvik edeceğini umduğu kitle hareketlerini çeşitli araç ve müda­halelerle alevlendirmeye çalışmıştır.
 

*Buna karşın sosyalizm sözcüğüne YÖN’de sıkça rastlanmaktadır. Şöyle: “Sosya­Iizm, komünizmin panzehiridir” (Abdi İpekçi), “Kemalizmin altı oku, Türk sosyalizminin temel taşlarıdır. Faşizm ve benzeri ideolojiler, komünizm belası, ancak böyle bir sosya­lizmle önlenebilir”. (Muzaffer Karan) (YÖN, 12 Eylül 1962, s.39)

** Sadun Aren, Seyfi Demirsoy gibi farklı yelpazeden kurucuların bulunduğu Sos­yalist Kültür Demeğinin amacı, “Milliyetçi, demokratik ilkelere dayanan ve aşırı sınıf çatışmalarını önleyecek” bir sosyalizmin savunulmasıdır. (YÖN, 16 Ocak 1963, s.57)

 


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA'NIN ORHAN VELİ'Sİ...

AYDIN OPORTÜNİZMİ VE PROLETARYA SOSYALİZMİ...

CUMHURİYETİN YEŞİL ANITI: GENÇLİK PARKI