Türkiye Solu 1960-70 (3) YÖN Hareketi
İşte YÖN
çizgisi kapitalist gelişmeye bağlı olarak oluşan bu sosyal-sınıfsal ilişkilerin
aydınlar üzerinde yarattığı “etkilerin” bir ürünü olarak şekillendi. Bu
şekilleniş ise ideolojik dayanaklarını Kemalizmde buluyordu.
‘60 sol
hareketi içinde döneme ideolojik ve siyasi perspektif açısından en hazırlıklı
giren YÖN Hareketidir. Kemalist devrimin tüm kazanımlarına sahip çıkmak ve
onun hedef ve perspektiflerine yeniden geçerlilik kazandırmak iddiasını taşıyan
YÖN, eski CHP’li aydınlarla bir takım akademisyenlerin ortak çabası olarak
şekilleniyordu. Klasik Cumhuriyet aydını devletçidir ve kendini devletle
özdeşleştirir; dolayısıyla kapitalist gelişme onun bu toplumsal ve ideolojik
konumunu da sarsıyordu. Ağırlıkla CHP’li aydınlardan oluşan YÖN’cülerin
hedeflerini “üstten devrimcilik”le sınırlamaları, hiç kuşkusuz klasik
Cumhuriyet aydınının devlete yakın pozisyonuyla da doğrudan bağlantılıydı.
1961"de
yayın hayatına başlayan YÖN, bu temel perspektif doğrultusunda hedeflerini
“çağdaş uygarlık”, “batılılaşma”, “hızlı kalkınma”, "planlı
devletçilik”, “sosyal adaletin sağlanması” vb. olarak saptıyor ve bu hedefler doğrultusunda
“öğretmen, yazar, politikacı, sendikacı, müteşebbüs ve yöneticilerin” topluma
yön vermek için ortak çaba içerisinde olmaları gerektiğini belirtiyordu. Dönem
boyunca YÖN’ün bu programdan yana ve bu programa karşı olan toplumsal güçler hakkındaki
tahlillerinde belirli değişiklikler olmasına karşın, programın özünde hiç bir
değişiklik sözkonusu değildir. Değişim yalnızca anti-feodal yanı ağır basan
Batıcı-çağdaşlaşmacı bir yaklaşımdan, anti-emperyalist, anti-feodal bir doğucu,
üçüncü yolcu yaklaşıma doğrudur.
1980’lere
uzanan süreçte tüm devrimci demokrat hareketlerce neredeyse bir ön kalıp
sayılan ve strateji tartışmalarına ana dayanak yapılan feodalizm-kapitalizm,
sanayi burjuvazisi-ticaret burjuvazisi, emperyalizm-milli kapitalizm vb.
kategorik ayrımlar ve bunlar arasında kurulan ikilemci mantık, YÖN’ün programatik
çerçevesinin en asli unsurları arasında yeralmaktadır. YÖN tüm dönem boyunca
hiç değişmeyen bir çizgi olarak ilerici mahiyette, ülkenin bağımsızlığındarı
ve kalkınmasından yana bir burjuva kliğin varlığını aramış ve devrim
anlayışında bu gücün desteklenmesi merkezi bir konuma sahip olmuştur. YÖN’ün
programı, özel mülkiyetin kaldırılması, işçi sınıfının tarihsel rolü vb. gibi
temel konularda marksist argümanlarla baştan arasına bir sınır çizmiş, gerek
öngördüğü değişimin muhtevası, gerekse de bunu gerçekleştirecek toplumsal
bileşimin saptanması açısından sosyalist dünya görüşünden son derece net bir
biçimde farklı bir tercihe sahip olmuştur.* YÖN’cüler sınıf analizinin
Türkiye’ye uymayacağını; Türkiye’deki temel sorunun milli çıkarlar
doğrultusunda anti-emperyalist ve anti-feodal mücadele olduğunu
belirtiyorlardı.
YÖN’cülerin
tüm bu nedenlerle sınıfa bakış açılan da son derece nettir. Onlara göre “sınıf
önderliği meselesini sanki bugünün en hayati meselesiymiş gibi herşeyin üstünde
sayan bir davranış çeşitli sosyal sınıfların psikolojisini gözönünde tutmadtğt
için, hiç degilse taktik bakımdan hatalı olmuştur”. (Doğan Avcıoğlu, YÖN,
Eylül 1966) Sınıf önderliği sorununu “hiç değilse taktik bir hata” olarak
değerlendiren YÖN’cüler “çıkarları modernleşme ve kalkınmadan” yana olan
“ara tabakaları” “politik hayatta sonucu tayin edici unsur” (Doğan
Avcıoğlu, YON, Eylül 1966) olarak değerlendirmekte ve bu kesime sınıfa
göre çok daha belirleyici bir misyon yüklemektedirler.
Programatik
hedefleri açısından son derece belirgin sınır çizgilerine sahip olan YÖN’cüler,
aynı zamanda bu amaca ulaşmanın yöntemi konusunda da berrak bir tavra
sahiptirler. YÖN’ün programını uygulamak için öngördüğü method hem kemalist
gelenekten hem de bu metodu daha gerçekçi gösteren bir olayın, 27 Mayıs’ın
yarattığı beklenti ve umutlardan güç ve destek alıyordu. Alttan “ara
tabakaların” basıncı ve üstten “genç subayların” çözücü darbesi YÖN’ün “devrim”
stratejisinin kapsamını oluşturmaktadır.
Bu
akımın örgüt anlayışı da kuşkusuz, “devrim” perspektifiyle son derece
uyumludur. Bir aydın hareketi olarak YÖN’ün pratik politika ile ilgisi hep bir
“entellektüel cereyan” yaratma çabası ile sınırlı kalmış, bu cereyanın
sonuçlarını örgütlemek ve doğrudan siyasal bir aksiyoner olmak çabası ise hiç
olmamıştır. YÖN, iktidar hamlesini gerçekleştirme görevini çok net bir biçimde,
kendi dışına, orduya havale etmiş; kendi misyonunu ise “mevcut düzeni sarsmak”
ve "harekete geçirici odak" olmakla sınırlamıştır. İktidar hamlesini kendi
dışındaki odaklardan bekleyen YÖN için örgüt sorunu doğal olarak hiç bir zaman önemli
olmamıştır. Bütün dönem boyunca, TİP’e alternatif olarak gündeme getirilen
başarısız Çalışanlar Partisi girişimi bir yana bırakılacak olursa, YÖN’ün en önemli
örgütsel girişimi Sosyalist Kültür Derneğinin kurulmasıdır. YÖN bir
darbe beklentisi içinde olduğu ölçüde örgüt olma gereği duymamış, ama darbeyi
teşvik edeceğini umduğu kitle hareketlerini çeşitli araç ve müdahalelerle
alevlendirmeye çalışmıştır.
*Buna karşın sosyalizm sözcüğüne
YÖN’de sıkça rastlanmaktadır. Şöyle: “SosyaIizm, komünizmin panzehiridir” (Abdi
İpekçi), “Kemalizmin altı oku, Türk sosyalizminin temel taşlarıdır. Faşizm
ve benzeri ideolojiler, komünizm belası, ancak böyle bir sosyalizmle
önlenebilir”. (Muzaffer Karan) (YÖN, 12 Eylül 1962, s.39)
** Sadun Aren, Seyfi Demirsoy gibi
farklı yelpazeden kurucuların bulunduğu Sosyalist Kültür Demeğinin amacı, “Milliyetçi,
demokratik ilkelere dayanan ve aşırı sınıf çatışmalarını önleyecek” bir
sosyalizmin savunulmasıdır. (YÖN, 16 Ocak 1963, s.57)


Yorumlar
Yorum Gönder