GUARDIAN: “ÖCALAN ve MANDELA"


 
 
 
Guardian gazetesi, Nelson Mandela ve Abdullah Öcalan’ın benzerliklerini ele aldığı haberinde, “Öcalan’ı kült benzeri takip eden yandaşları Mandela’nın şablonuna uymuyor. Öcalan korkulan ve tapılan biri; Mandela ise saygı duyulan, sevilen biriydi. Mandela’nın liderliğindeki sır, karakteri ve onu uzun bir dönem sahnelerden uzak tutan hayatının, bilgelik ve masumiyetin oluşturduğu özgün karışımda gizli” diye yazdı.
Güney Afrika’nın ilk siyah lideri Nelson Mandela’nın 95 yaşında hayata veda ettiğine dikkat çeken İngiliz Guardian gazetesi, “Nelson Mandela 1990’lı yıllarda Güney Afrika’nın ırkçılığa dayalı apartheid yönetiminden normalleşmeye geçiş sürecine öncülük etmişti. Bu mücadelesinde 27 yıl hapis yatmıştı” diye yazdı.
Uzun yıllarını hapishanede geçiren Nelson Mandela ile kendisi gibi yıllarca demir parmaklılar arkasında yaşayan Hindistan’ın öncülerinden Cevahirlal Nehru, Birmanya’nın muhalif lideri Aung Sang Suu Kyi ile PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki benzerliklere dikkat çeken Guardian gazetesi, başyazısında Mandela için ‘Her şeyden önce bir lider’ başlığını atarak, “Karakteri ve onu uzun süre uzak tutan hayatı, bilgelik ve masumiyetin özgün bir karışımını yarattı” dedi.
Güney Afrikalı apartheid karşıtı politikacı Helen Suzman’ın Mandela’nın yattığı Robben Adası’ndaki hapishaneye 1967’de yaptığı ziyarete yer veren Guardian gazetesi, “Suzman’a ziyareti sırasında, bir diğer siyasi mahkûm Eddie Daniels liderleri olarak  tanıttığı Mandela’yı işaret edip, onunla görüşmesini tavsiye ediyor, fakat Suzman daha sonra hapishane yönetiminin Mandela’yla görüşmemesi için özel bir düzenleme yaptığını öğreniyor ancak Suzman Mandela ile görüşmeyi başarıyor” diyen gazete şöyle devam etti:
“Suzman tavsiyeyi dinledi ve Mandela’nın hücresine doğru gitti, karşısında etkili ve açık konuşan, heybetli bir fiziğe ve doğal bir otoriteye sahip birini gördü. Eddie Daniels haklıydı: Mandela kesinlikle bir liderdi, yalnızca adada bulunan cezaevindekilerin değil aynı zamanda Güney Afrika özgürlük hareketinin lideriydi. Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi (ANC) yürüttüğü mücadelenin sembolü oldu. Mandela’nın liderliği için nesnelden ziyade daha ahlaki tanımlandı ve gizemini koruyor. Mandela, hapishanede geçirdiği 27 yıl boyunca aralıksız işlevsel kontrolünü sağlayamıyor veya ANC’nin karar alma mekanizmasına, son dönemlere doğru FW de Klerk’le yaptığı görüşme haricinde düzenli olarak dâhil olamıyordu.
Cezaevine gitmeden önce, geçmişi belirgin bir zaferden ziyade cesur bir başarısızlıktı. İlk yıllarında diğerleriyle beraber, siyahların hakları için yasal ve şiddet içermeyen bir mücadelesine hükümet tepkisiz kalarak taş koyuyor, daha ziyade ANC’yi faaliyetlerini gizli yürütmeye itip, parçalanmasına ve suç teşkil etmesine uğraşıyordu”.
“Mandela sivil haklar lideri olarak etkisiz, kısa süreliğine sürdürdüğü gerilla liderliğinde de amatördü” diyen Guardian, “Güney Afrikalı liderinin cezaevinde geçirdiği dönem için 20’nci yüzyılın özgürlükçü liderleri arasında hapishanede itibar kazanan liderlerindendi” diye yazdı.
Mandela ile Hindistan’daki bağımsızlık hareketi öncülerinden ve uzun yıllar hapishanede yatan Cevahirlal Nehru, Birmanya’nın muhalif lideri Aung San Suu Kyi ve PKK lideri Abdullah Öcalan’la kurduğu benzerliklere yer veren gazete haberine şöyle devam etti:
“Hapishane, Cevahirlal Nehru’nun da gözlemlediği gibi, siyaset için bir nevi mezuniyet sonrası hazırlık gibi olabiliyor. Hindistan Ulusal Kongresi liderleri için kısmen daha iyi koşullarda olduğu için hapishaneler, gözaltına alındıklarında, İngiltere’ye karşı mücadeleleri arasında bir nefes alma fırsatıydı. En yakın benzerlik, ev hapsi döneminde kendi hayatında neredeyse azizelik mertebesine ulaşan Aung Sang Suu Kyi ile kurulabilir Yine de benzer bir hayal kırıklığı da yaratıyor. Kutsanmış kili normal bir siyaset hayatına girdiğinde ve fedakârlıklar, kaçınılmaz olarak da hatalar yaptığında, bir şeyler şüphesiz kayboluyor”.
“Uzaktan bir benzerlik de, kendi ada hapishanesinden de destekçileri üzerindeki olağanüstü bağını koruyan ve hatta şimdi Türkiye hükümetiyle bir anlamda eşit şartlar için müzakereler yürüten Öcalan’la kurulabilir” diyen İngiliz gazetesi, “Fakat, Öcalan’ı kült benzeri takip eden yandaşları Mandela’nın şablonuna uymuyor. Öcalan korkulan ve tapılan biri; Mandela ise saygı duyulan, sevilen biriydi. Mandela’nın liderliğindeki sır, karakteri ve onu uzun bir dönem sahnelerden uzak tutan hayatının, bilgelik ve masumiyetin oluşturduğu özgün karışımda gizli. Mandela’nın masumiyeti hapishane yıllarının sonucu oldu. Güney Afrikalı liderin siyasete daha farklı bir hayat anlayışıyla girdi. Şehir savaşları döneminde hareketi lekeleyen şiddetten uzaklaşmıştı. Mahkûmların olduğu küçük topluluktaki kendi hayat deneyimi, ahlaki değerleri ve umudu korumakla sınırlanmıştı. Tüm bunlar sonunda, onu zaten kişilik olarak da meyilli olduğu bir göreve, uzlaşıya hazırlamak içindi” ifadesini kullandı.
 

 




Guardian gazetesi, Nelson Mandela ve Abdullah Öcalan’ın benzerliklerini ele aldığı haberinde, “Öcalan’ı kült benzeri takip eden yandaşları Mandela’nın şablonuna uymuyor. Öcalan korkulan ve tapılan biri; Mandela ise saygı duyulan, sevilen biriydi. Mandela’nın liderliğindeki sır, karakteri ve onu uzun bir dönem sahnelerden uzak tutan hayatının, bilgelik ve masumiyetin oluşturduğu özgün karışımda gizli” diye yazdı.

Güney Afrika’nın ilk siyah lideri Nelson Mandela’nın 95 yaşında hayata veda ettiğine dikkat çeken İngiliz Guardian gazetesi, “Nelson Mandela 1990’lı yıllarda Güney Afrika’nın ırkçılığa dayalı apartheid yönetiminden normalleşmeye geçiş sürecine öncülük etmişti. Bu mücadelesinde 27 yıl hapis yatmıştı” diye yazdı.

Uzun yıllarını hapishanede geçiren Nelson Mandela ile kendisi gibi yıllarca demir parmaklılar arkasında yaşayan Hindistan’ın öncülerinden Cevahirlal Nehru, Birmanya’nın muhalif lideri Aung Sang Suu Kyi ile PKK lideri Abdullah Öcalan arasındaki benzerliklere dikkat çeken Guardian gazetesi, başyazısında Mandela için ‘Her şeyden önce bir lider’ başlığını atarak, “Karakteri ve onu uzun süre uzak tutan hayatı, bilgelik ve masumiyetin özgün bir karışımını yarattı” dedi.

Güney Afrikalı apartheid karşıtı politikacı Helen Suzman’ın Mandela’nın yattığı Robben Adası’ndaki hapishaneye 1967’de yaptığı ziyarete yer veren Guardian gazetesi, “Suzman’a ziyareti sırasında, bir diğer siyasi mahkûm Eddie Daniels liderleri olarak  tanıttığı Mandela’yı işaret edip, onunla görüşmesini tavsiye ediyor, fakat Suzman daha sonra hapishane yönetiminin Mandela’yla görüşmemesi için özel bir düzenleme yaptığını öğreniyor ancak Suzman Mandela ile görüşmeyi başarıyor” diyen gazete şöyle devam etti:

“Suzman tavsiyeyi dinledi ve Mandela’nın hücresine doğru gitti, karşısında etkili ve açık konuşan, heybetli bir fiziğe ve doğal bir otoriteye sahip birini gördü. Eddie Daniels haklıydı: Mandela kesinlikle bir liderdi, yalnızca adada bulunan cezaevindekilerin değil aynı zamanda Güney Afrika özgürlük hareketinin lideriydi. Mandela’nın Afrika Ulusal Kongresi (ANC) yürüttüğü mücadelenin sembolü oldu. Mandela’nın liderliği için nesnelden ziyade daha ahlaki tanımlandı ve gizemini koruyor. Mandela, hapishanede geçirdiği 27 yıl boyunca aralıksız işlevsel kontrolünü sağlayamıyor veya ANC’nin karar alma mekanizmasına, son dönemlere doğru FW de Klerk’le yaptığı görüşme haricinde düzenli olarak dâhil olamıyordu.

Cezaevine gitmeden önce, geçmişi belirgin bir zaferden ziyade cesur bir başarısızlıktı. İlk yıllarında diğerleriyle beraber, siyahların hakları için yasal ve şiddet içermeyen bir mücadelesine hükümet tepkisiz kalarak taş koyuyor, daha ziyade ANC’yi faaliyetlerini gizli yürütmeye itip, parçalanmasına ve suç teşkil etmesine uğraşıyordu”.

“Mandela sivil haklar lideri olarak etkisiz, kısa süreliğine sürdürdüğü gerilla liderliğinde de amatördü” diyen Guardian, “Güney Afrikalı liderinin cezaevinde geçirdiği dönem için 20’nci yüzyılın özgürlükçü liderleri arasında hapishanede itibar kazanan liderlerindendi” diye yazdı.

Mandela ile Hindistan’daki bağımsızlık hareketi öncülerinden ve uzun yıllar hapishanede yatan Cevahirlal Nehru, Birmanya’nın muhalif lideri Aung San Suu Kyi ve PKK lideri Abdullah Öcalan’la kurduğu benzerliklere yer veren gazete haberine şöyle devam etti:

“Hapishane, Cevahirlal Nehru’nun da gözlemlediği gibi, siyaset için bir nevi mezuniyet sonrası hazırlık gibi olabiliyor. Hindistan Ulusal Kongresi liderleri için kısmen daha iyi koşullarda olduğu için hapishaneler, gözaltına alındıklarında, İngiltere’ye karşı mücadeleleri arasında bir nefes alma fırsatıydı. En yakın benzerlik, ev hapsi döneminde kendi hayatında neredeyse azizelik mertebesine ulaşan Aung Sang Suu Kyi ile kurulabilir Yine de benzer bir hayal kırıklığı da yaratıyor. Kutsanmış kili normal bir siyaset hayatına girdiğinde ve fedakârlıklar, kaçınılmaz olarak da hatalar yaptığında, bir şeyler şüphesiz kayboluyor”.

“Uzaktan bir benzerlik de, kendi ada hapishanesinden de destekçileri üzerindeki olağanüstü bağını koruyan ve hatta şimdi Türkiye hükümetiyle bir anlamda eşit şartlar için müzakereler yürüten Öcalan’la kurulabilir” diyen İngiliz gazetesi, “Fakat, Öcalan’ı kült benzeri takip eden yandaşları Mandela’nın şablonuna uymuyor. Öcalan korkulan ve tapılan biri; Mandela ise saygı duyulan, sevilen biriydi. Mandela’nın liderliğindeki sır, karakteri ve onu uzun bir dönem sahnelerden uzak tutan hayatının, bilgelik ve masumiyetin oluşturduğu özgün karışımda gizli. Mandela’nın masumiyeti hapishane yıllarının sonucu oldu. Güney Afrikalı liderin siyasete daha farklı bir hayat anlayışıyla girdi. Şehir savaşları döneminde hareketi lekeleyen şiddetten uzaklaşmıştı. Mahkûmların olduğu küçük topluluktaki kendi hayat deneyimi, ahlaki değerleri ve umudu korumakla sınırlanmıştı. Tüm bunlar sonunda, onu zaten kişilik olarak da meyilli olduğu bir göreve, uzlaşıya hazırlamak içindi” ifadesini kullandı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA'NIN ORHAN VELİ'Sİ...

AYDIN OPORTÜNİZMİ VE PROLETARYA SOSYALİZMİ...

CUMHURİYETİN YEŞİL ANITI: GENÇLİK PARKI