Türkiye Sosyal Demokrasisi: (1) Devlet Partisinden Sosyal Demokrasiye...
Daha sonradan sosyal demokrat bir partiye dönüşen CHP, cılız Anadolu burjuvazisi adına ulusal kurtuluş savaşını yürüten, bünyesinde askerler, aydınlar ve Anadolu eşrafını barındıran ve “ulusal devleti” kuran bir örgütlenmeydi. Öncelikle bir ulus devlet kurmak ve ardından da ulusal burjuvaziyi geliştirip güçlendirmek partinin temel hedefiydi. CHP bu ilk dönemde, bırakın alt sınıfların talepleri üzerinden politika yürüten bir sosyal demokrat parti olmayı, sınıfsal ayrımlan dahi kabul etmemekteydi. Tersine bu dönemdeki CHP, ulusal kültürü ve ulusal pazarı yaratmak hedefi doğrultusunda, toplumu “imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle” olarak tanımlayan ve bu bakışla bağlantılı olarak devleti “sınıflarüstü bir güç” olarak takdim eden korparatist bir ideolojik bakışa sahipti.
CHP, bu misyonuna bağlı olarak, sermaye birikimini sağlamak adına emekçi halka karşıt çeşitli politikalar uyguladı.1927 tarım buhranı ve 1929 ekonomik buhranının da etkileriyle bu baskıcı politikalar iyiden iyiye çığrından çıktı. CHP iktidarı 1925’ten sonra sendikaları fiilen kapattı. Bunun yerine kendi denetiminde işçi örgütleri oluşturdu. 1940’lı yıllara kadar her türden emekçi ve muhalif örgütlenme çabasını yasakçı ve baskıcı bir politikayla ezdi.
Bu süreç CHP’yi halk kitleleri nezdinde önemli ölçüde yıprattı. 1946’da; iç ve dış etkenlerin karşılıklı basıncıyla, çok partili hayata geçilmesi ve DP’nin kurulmasıyla, kitleler tepkilerini hızla DP etrafında toplanarak ortaya koymaya başladılar. Aynı süreçte, tek parti dönemi boyunca CHP tarafından temsil edilen sermaye çevreleri de desteklerini CHP’den DP’ye kaydırdılar. Sermayenin DP’ye verdiği bu desteğin arkasında çeşitli etmenler vardı. Bu etmenlerin başında kuşkusuz ki CHP’nin yıpranmışlığı geliyordu. Ne var ki yalnızca bu değil. Aynı zamanda devletçilik döneminin uygulayıcısı olan CHP’nin o güne kadar savunduğu ideolojik temalarla ve sahip olduğu alışkanlıklarla, sermayenin yeni yönelimleri arasında da belirli bir çelişki vardı. CHP bütün bir devletçilik döneminde “3. Yolcu” bir ideolojik çizgi izlemiş, “milli bağımsızlık” ve “milli sanayileşme” bu dönemin temel argümanları olmuştur. Oysa 2. Savaştan sonra sermaye sınıfı, kapitalist dünyada oluşan yeni dengeler paralelinde uluslararası kapitalizmle bir entegrasyon sürecine yöneliyordu. Bu yönelim açısından da DP, CHP’ye göre daha uygun bir seçenekti.
Sermayenin CHP’den desteğini çekmesi, emekçi kitlelerin tepkilerini DP’ye kayarak ifade etmeleri, CHP açısından bir kimlik bunalımının başlangıcı oldu. CHP bu kimlik bunalımının dolaysız bir sonucu olarak ardı ardına önemli seçim başarısızlıkları yaşadı. Bu peşisıra gelen başarısızlıklar da, partinin kendini sorgulamasını ve yeni arayışlara yönelmesini zorunlu kıldı. 1950 seçimlerini izleyen ve l960’lı yılların ortalarına kadar uzanan süreç, CHP açısından yeni bir kimlik arayışı dönemi olmuştur. Bu arayışın ilk ifadelerine ise daha henüz
1950’li yıllarda rastlamak mümkündür. CHP, 1950 sonrasında çalışanların örgütlenme hakkından, grev hakkından, memura sendika hakkından sözeder olmuştur. Ne var ki bu arayışlar henüz o tarihlerde sosyal demokrasiye dönüşüm anlamında net bir doğrultuya sahip olmaktan uzaktır. Daha çok DP’nin ‘46-50 arası dönemde izlediği “demagojik vaat” çizgisinin bir etkisi ve yansısıdır. Bu arayışın daha kesin hatlara sahip olması, kesin bir dönüşüm haline gelmesi için 1960’lı yılları beklemek gerekecektir.
1960’lı yıllar, sendikal hak ve özgürlükler ekseninde başlayan ve giderek politikleşen eylemliliğiyle işçi sınıfının ilk kez toplumsal mücadelede kendisine önemli bir kulvar açmaya başladığı yıllardır. Sol hareket 1960’lı yıllarda emekçi kitleler içinde önemli bir yankı bulmuştur. Aynı zamanda bu dönemde aydınlar ve üniversite gençliği içersinde de sol düşüncenin önemli bir destek alanı yarattığını görmek mümkündür. Daha sonraki süreçte ise yoksul köylülüğün, küçük mülk sahibi köylülerin ve bir bütün olarak küçük burjuvazinin kitlesel hareketliliği yaygınlaşmış, bu kesimler içinde de önemli bir sol politizasyon yaşanmıştır.
Kitle hareketliliğinin geliştiği, işçi ve emekçi yığınlar içinde sol—sosyalist düşüncelerin önemli bir kitle tabanı elde ettiği 1960-70 döneminin ilk diliminde CHP, iktidardaki koalisyon hükümetinin bir ortağıdır. 1961-65 koalisyon hükümeti döneminde CHP’nin sosyal demokrasiyi andırır tek icraatı; ‘63’te çıkarılan sendikal yasalardır. Onun dışında kalan uygulamalar yabancı ve yerli sermayeyi teşvik etmek eksenlidir. ‘61-65 koalisyonu bu özellikleriyle CHP’deki yıpranmayı, oy kaybını hızlandıran ve tüm bunlara bağlı olarak da arayışları yoğunlaştıran bir rol oynamıştır.
CHP bu tarihlerde henüz kimlik bunalımından kurtulamamıştır. Yeni gelişmelerin etkisi ise bu bunalımı azaltmak değil arttırmak yönünde olmuştur. AP, sermayenin genel yönelimi doğrultusunda ithal ikameci, planlı büyüme hedefli bir iktisadi politika izlemektedir. CHP bu aynı çizgi üzerinden yürüdüğü müddetçe hem kendine ayrı bir politik kanal yaratamamakta, hem de ortada AP dururken sermayenin ve halk kitlelerinin tercihini kendisine çekememektedir. Öte yanda ise 1960 sonrasındaki sınıf dengeleri, sol politika alanında önemli bir boşluk yaratmış durumdadır. Bu tarihlerde TİP, MDD, YÖN vb. politik akımlar işçi, emekçi ve öğrenci kitle hareketliliğini kendi politik çizgileri doğrultusunda etkilemekte ve giderek büyüyen bir kitle tabanı elde etmekte, aynı zamanda CHP’nin önemli dayanaklarından birini, mevcut aydın birikimini de kendi çevrelerinde toplamaktaydılar.
Peki CHP’nin talip olduğu bu yeni işlev tam olarak neye denk düşüyordu? Nasıl tanımlanabilirdi? Birinci olarak bu işlev; işçi sınıfı hareketliliği ile diğer toplumsal muhalefet hareketlerinin gelişip güçlenmeye başlayan “aşırı sol” hareketlere yönelmesinin önüne set çekmekti. Ki bizzat bu yönelimin mimarları, ortanın solunun işlevini tanımlarken bu gerçeği açık açık ifade etmekten çekinmiyorlardı. Örneğin Ecevit, o tarihlerde kaleme aldığı Ortanın Solu adlı kitabında, CHP’nin talip olduğu yeni siyasal işlevi şöyle tanımlıyordu:
“Halkı adaletsizlikten, yoksulluktan, baskılardan kurtarıcı ve toplumu sosyal adalet içinde kalkındırıcı tedbirler alınmazsa... o zaman aşırı sol akımlar, bu isyan duygusunu, yıkıcı ve yaygın bir sel haline getirirler. Ortanın solu, bu sele karşı, en sağlam duvar, en etkili settir.
CHP artık yeni bir “kimlik” edinmeye başlıyor,sınıfsal-programatik planda bir değişim yaşıyordu. Devletle ve “devlet sınıfları” ile içiçe büyüyen ve gelişen bu parti, bu geçmiş konumundan farklılaşarak, işçi sınıfını, küçük burjuva kesimleri de yedeklemeyi hedefleyen bir orta sınıf partisi haline geliyordu. Büyük sermaye ve emperyalizmle belirli çelişkileri olmakla beraber, ama aynı zamanda bu kesimlerle kuvvetli ve gelişkin bağlara da sahip olan üst orta sınıf ise partinin yeni çizgisine temel rengini veriyordu. Böylece CHP, kendisine orta sınıflarla büyük sermayenin çıkarlarını uyumlulaştırmak, işçi sınıfını ve diğer emekçi kesimleri de bu uyumlulaştırma programına entegre etmek gibi yeni bir misyon edinmiş oluyordu. Bu değişim kaçınılmaz olarak yeni bir ideolojik-programatik arayışı da beraberinde getirdi. Parti bu yeni ideolojik-programatik çerçeveyi, Kemalizm’i, uluslararası sosyal demokrasinin temel ilkeleri paralelinde “revize” ederek oluşturmaya çalıştı. Özellikle, partinin cumhuriyetin kuruluşundan itibaren en temel ilkeleri sayılan “devletçilik’ ve “halkçılık”, bu süreçte yeni bir yoruma tabi kılındı. Geçmişin “sınıfsız, imtiyazsız ve kaynaşmış bir halk” deyiminde ifadesini bulan halkçılık anlayışı ve “sınıflar üstü devlet” yaklaşımını tanımlayan devletçilik ilkesi, sosyal demokrasiye evriliş süreciyle beraber bambaşka içeriklere kavuşuyordu. Artık halkçılık ilkesi, sınıfsal ayrımların kabulüne dayanıyordu. Alt sınıfların, ezilen ve sömürülenlerin “adaletsizlikten, yoksulluktan ve baskılardan kurtarılması” hedefini tanımlamak için kullanılıyordu. Devletçilik de, bu amaçların gerçekleştirilmesinin iktisadi-politik araçlarından biri olarak yorumlanıyordu. Bu süreçten sonra CHP’nin temel propaganda argümanları kalkınma, sanayileşme, sosyal adalet, sosyal hukuk devleti, hakça bölüşüm, ranta ve spekülatif kazanca karşı çıkma, işçi ve emekçilerin örgütlenme ve yönetime katılma hakkı vb. oluyordu. Tüm bunların Avrupa sosyal demokrasisinin, programatik çerçevesi ile örtüştüğü açıktır. Yine CHP tıpkı Avrupa sosyal demokrasisi gibi, özel mülkiyet düzenine ve piyasa ekonomisine bağlı olduğunu ifade ediyor, planlama ve devletçiliği bu esasları temel alan bir çerçevede savunuyordu.
CHP bu yeni yükselişle birlikte artık kendisini “işçilerin, köylülerin, bütün ücretlilerin, esnaf ve sanatkarların vb. tüm ezilenlerin” partisi olarak tanımlıyordu. Köylülüğü de kucaklamaya dönük önemli girişimler sözkonusu olmakla birlikte CHP, destek kitlesini özellikle işçiler ve kent yoksulları arasında aramaya başladı. Söz konusu tarihlerde DİSK’in TİP denetiminde bir örgütlenme olması nedeniyle CHP, ilk başlarda özellikle TÜRK-İş içinde bir alternatif etki alanı yaratmaya çalıştı. Burada mesafe aldıkça giderek DİSK’i de kendi politik şemsiyesi altına almaya yöneldi. Buna karşılık CHP, üyelerinin ve özellikle de yöneticilerinin bileşimi bakımından bir orta sınıf partisi görüntüsünü korudu.
‘60’lı yılların ortalarından itibaren geçirdiği bu değişime, işçi ve emekçileri yedekleme girişimlerindeki bu yoğunlaşmaya karşın CHP, ‘70’li yılların başına kadar bu değişimin ürünlerini yeterince toplayamadı. Zira emekçi muhalefetinin önünü tutmak ve bu muhalefeti kendi programına entegre etmek misyonunu etkili ve başarılı oynayabilmek açısından biraz gecikmişti. ‘65 ve izleyen dönemde aktif emekçi muhalefeti TİP, YÖN, MDD vb. akımlar etrafında kümelenmiş bulunuyordu. Daha sonraki süreçte ise kitle hareketi giderek daha politik bir çehre kazanmıştı. CHP ise kitle hareketini sosyal demokrat politikalarla kendi programına bağlamak çabası içine bu yıllarda yeni yeni girmeye başlamış, fakat ‘60’lı yılların sonuna kadar partinin eski çizgisinde direnmek isteyen güçlerin oluşturduğu ayak bağı nedeniyle de, bu misyonu layıkıyla yerine getirememişti. Yeni çizginin kesin hakimiyeti ancak ‘67 ve ‘72’de yaşanan kopma ve tasfiyelerle mümkün olabilmiştir.
Yorumlar
Yorum Gönder