TIM ASH’İN GÖZÜNDEN TÜRKİYE’Yİ HALA CAZİP KILAN 10 NEDEN
Londra
Merkezli Varlık Yönetim Şirketi BlueBayCapital’dan Tim Ash Türkiye’nin yabancı
yatırımlar için hâlâ cazip olduğunu belirtti.
Ash BBC için yazdığı yazıda Türkiye’nin neden hala yatırım yapılabilir
bir ülke olduğunu 10 madde ile anlattı.
İşte Ash’in yazısı: Bu yıl
Türkiye, yatırımcılar için analizi oldukça zor bir ülke. Temkinli olmak için
bir çok neden var. Güvenlik kaygıları, iç siyasi istikrar konusu, kutuplaşma,
Nisan ayındaki referandum şartları zorluyor. Ayrıca ülkenin büyük dış finansman
ihtiyacı, borçların çevrilmesiyle ilgili oluşan endişeler, TL’deki değer kaybı
ile Merkez Bankası’nın alışılmışın dışında karmaşık ve öngörülemez bir para
politikası uygulaması da işleri zorlaştırıyor. Ancak hâlâ Türkiye’yi cazip bir
yatırım haline getiren özellikler de var.
Kamu
Borcu Azaldı
İlk olarak nereden
bakarsanız bakın, Türk Lirası artık ucuz hale gelmiş durumda. Reel efektif
döviz kuru 2003 seviyelerinde. Ülkenin pek çok sorunu olsa da, 2003’ten bu yana
çok sayıda olumlu yönde değişim yaşandı. Kamunun borcu üçte iki oranında
azaltılmış durumda. Bankacılık sistemi artık çok daha kuvvetli. Türkiye ekonomisinin
2003’e kıyasla çok daha dirençli ve dinamik olduğu rahatça söylenebilir.
Kurlardaki bu aşırı hareketler karşısında dahi bankaların ve özel sektörün
ayakta kalabiliyor olması da bu dirence işaret ediyor.
Türkiye
Ağırlığını Azalttı
İkinci pozitif nokta
yatırımcı pozisyonları. Pek çok portföy yöneticisi, fonlardaki Türkiye
ağırlığını zaten azaltmış durumda. Fonların büyük kısmı alım fırsatı için
kenarda bekliyor. Bir sinyal arayışındalar. Merkez Bankası’nın politika
faizinde artırıma giderek hayatlarını kolaylaştırmalarını ümit ediyorlardı ama
Merkez Bankası suları bulandırdı ve karmaşık para politikasına tutunmaya karar
verdi.
Kredi
Kalitesi Yüksek
Üçüncü nokta kredi
kalitesi. Türkiye’deki kredilerin kalitesi hâlâ güçlü. Kredi kullananların bu
kredileri geri ödeme istediği sürüyor. Takibe düşen kredilerin toplama oranı
yükselişte olsa da oran olarak hâlâ çok düşük seviyelerde. Bütçe dengesi de
gücünü koruyor. Bütçe açığının milli gelire oranı %2’nin, kamu borcunun milli
gelire oranı ise yüzde 35’in altında. Pek çok Avrupa Birliği üyesi ülke bu
oranlara imrenerek bakardı. Ayrıca demografi de Türkiye’den yana ve büyümeyi
destekleyici güçler yerinde duruyor.
Referandum
Fiyatlandı
Dördüncü olarak referandum
muhtemelen piyasa tarafından fiyatlanmış durumda. Tam bir seçim kazanma
makinesi olan [Recep Tayyip] Erdoğan’ın icracı Başkan olduktan sonra ülkeyi
kutuplaştıran politikalardan uzaklaşması beklentisi var. Referandum sonrasında
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) en iyi yaptığı şeye odaklanması ümit ediliyor:
Büyümeye hız kazandırmak ve Türklerin yaşam kalitesini yükseltmek. Türkiye’de
uygulanması muhtemel başkanlık sistemi konusunda çok sayıda haklı kaygı var.
Yeni anayasanın yeterli denetim mekanizmalarına sahip olmayacağı eleştirileri
var. Türkler referandumda tüm bu konuları tartacak ve kararlarını verecek.
Türkiye’deki kurumların yaşadığı erozyonlar dikkate alındığında bu eleştiriler
son derece yerinde. Eğer denetim mekanizmaları çalışmazsa ülkenin büyümesi de
potansiyelinin altında kalacaktır. Ancak Türkiye’nin büyüme modeli zaten
2013’te, hatta 2011’de Asya tipi merkeziyetçi bir yapıya evrilmişti. Güçlü bir
siyasi partiye dayanan bu sistem pek çok Asya ülkesinde işe yarıyor ve büyümeyi
getiriyor. Bu modelin en başarılı olduğu ülke Singapur. Ama daha az başarılı
Rusya gibi ülkeler de. Türkiye bu yelpaze içerisinde bir yere oturacak.
Kıbrıs’ta
Mutlu Son Hala Mümkün
Beşinci olarak, her ne
kadar yılın ilk haftalarındaki kadar olası gözükmese de Kıbrıs’ta bir kalıcı
siyasi çözüme ulaşılması ihtimali hâlâ masada. Kıbrıs sorununun aşılması,
Türkiye ve AB arasındaki pek çok tıkanıklığı açacaktır. Ayrıca Türkiye enerji
alanında çok sayıda fırsat da yakalayabilir. Ancak, Yunanistan’a kaçan
askerlerin iade edilmemesi işleri karıştırabilir. AB’yle ilişkiler özelindeyse
her ne kadar ilişkilerde gerilimler yaşansa da göçmen anlaşması hâlâ
yürürlükte.
Almanya ve İngiltere
Başbakanları Angela Merkel ile TheresaMay’in Türkiye ziyaretleri de Avrupa’nın
Türkiye’yle köprüleri korumak istediğini gösteriyor. AB Türkiye ekonomisi için
kilit çıpa olmaya devam edecek ve önümüzdeki süreçte belki de tek denetim
mekanizması olacak. Erdoğan’ın da yabancı yatırımcılara Türkiye hikâyesini
satarken, AB üyelik süreci açısını kullanmaya devam etmesi gerekiyor.
Trump
Etkisi
Altıncı olarak, Donald
Trump Erdoğan için olumlu bir ABD Başkanı oldu. Obama döneminin son aylarında
Türkiye – ABD ilişkileri son derece gerilmişti. Zaten bozuk olan ilişkilerin
daha da kötüleşmesi zor. Hem Trump hem de Erdoğan kendilerini güçlü liderler
olarak görüyorlar. Trump da İran’la yaşayabileceği çekişmelerde Türkiye’yi
yanında görmek isteyecektir.
Cari
Açık Azalacak
Yedinci konu cari açık.
Milli gelirin yüzde 4 ila 5’ine ulaşan cari açık Türkiye ekonomisinin yumuşak
karnı olmaya devam ediyor. Bunun üstüne bir de ABD Merkez Bankası Fed’in faiz
artırım sürecine gireceği beklentileri var. Ancak bu yıl Türkiye ekonomisinin
sıkılaşan para politikasının da etkisiyle yavaşlayacağı ve ithalat talebinin
azalacağı düşünülüyor. TL’deki değer kaybının da ihracata destek olması
beklenebilir. Bu da cari açığın bir miktar kapanmasını sağlayacaktır. Ancak
kaybedilen turizm gelirini ve giderek artan enerji maliyetlerini ikame edecek
bir gelişme yok.
Sekizinci olarak güvenlik
endişeleri bu yıl da gündemi meşgul ediyor. 2016’daki darbe girişimi,
tasfiyeler, IŞİD ve Kürt sorunu ile Türkiye kesinlikle zorlu bir noktada. Darbe
girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl başlangıçta yatırımcılar
tarafından anlayışla karşılanmıştı. Ancak OHAL süresinin uzaması ve temel hak
ve özgürlüklerin çiğnenmesi yatırımcıyı da endişelendiriyor. Beklentiler ve
umutlar Erdoğan’ın başkanlık sistemini elde ettikten sonra barış sürecine geri
dönülmesi yönünde. Türkiye’nin giriştiği son diplomatik çabalar da Suriye ve
Irak’tan gelen tehditleri azaltıcı yöndeydi. Ancak IŞİD tehdidi hâlâ ciddi bir
sorun ve Türkiye’nin elde edebileceği en büyük başarı belki de Suriye ve
Irak’taki çatışmalara daha fazla sürüklenmemek olur.
Türkiye
Hikayesi Değişebilir
Dokuzuncu konu ise Türkiye
hikâyesinin kısa sürede olumluya dönme olasılığı. Şu anda para politikası net
değil. Merkez Bankası’na yatırımcı güveni düşük seviyelerde. Piyasayla
boğuşmaya başlamak genellikle karar alıcılar için iyi sonuçlanmaz. Bunun yerine
yapılabilecek şey, piyasanın da desteklediği rasyonel politika geliştirme
yoluna geri dönülmesidir.
Not
Baskısı Ortadan Kalktı
Onuncu konuysa Türkiye’nin
kredi notu. Son yatırım yapılabilir ülke notunun da yitirilmesi üzücüydü. Ancak
piyasaya çok büyük bir etkisi olmadı çünkü zaten fiyatlara yansımıştı. Not
indirimi endişelerinin ortadan kalkmasıyla birlikte Türkiye yoluna devam
edebilecek. Ancak yine de siyasilerin kredi derecelendirme kuruluşlarını hedef
alan açıklamalar yapması duruma hiç yardım etmiyor, tam tersine ülkeye zarar
veriyor. Bunun yerine kredi derecelendirme kuruluşlarının not indirimlerine
gitmesine neden olan endişelere kulak verilmeli ve politikalar da buna göre
şekillendirilmeli. Sonuç olarak, her ne kadar kısa vadedeki sert dalgalanmalar
ve siyasi gürültü bu inancı sınasa da, uzun vadede Türkiye konusunda daha
iyimserim. Mali disiplin, güçlü bankacılık sistemi, büyümeyi destekleyen
demografik yapı, girişimcilik kültürü hâlâ AKP hükümetinin içinde var. AB
çıpası da her ne kadar sarsılsa da hâlâ yerinde duruyor.
Yorumlar
Yorum Gönder