DIŞ BASIN BÜLTENİ 10 Ekim 2016
PRAVDA: “TÜRKİYE’NİN RUSYA’NIN ORTADOĞU’DAKİ KİLİT ORTAĞI OLMASI BEKLENİYOR”
Pravda gazetesi, Dünya Enerji Kongresi dolasıyla İstanbul’a gelen Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşmasına dikkat çektiği haberinde, “Türkiye’nin Rusya’nın Ortadoğu’daki kilit ortağı haline gelmesi bekleniyor” dedi.
Rusya’da yayınlanan Pravda gazetesi, Dünya Enerji Kongresi dolayısıyla İstanbul’a gelen Rus Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile buluşma sonuçlarına ilişkin, “Erdoğan’ın St. Petersburg ziyareti ve iki liderin G-20 Zirvesi’ndeki görüşmesinden sonra ikili ilişkilerin yeniden başlatılmasına yönelik çabalar ivme kazandı. İstanbul’daki görüşmelerin, iki ülke arasındaki yeni ilişkiler için sağlam bir ticari ve ekonomik temeli tesis etmesi bekleniyor” diye yazdı.
“Ziyaretin sonucunda Türkiye’nin Rusya’nın Ortadoğu’daki kilik ortağı haline gelmesi bekleniyor” diyen Rus gazetesi, “Suriye hükümet güçlerinin, Rus Hava Kuvvetlerinin katılımıyla Halep’teki taarruzu devam ederken Rusya’nın Ankara’nın desteğine ihtiyacı var.Türk liderinin Batı karşıtı söylemi gözönünde tutulursa eğer, Türk lideri ile anlaşmalar, Rusya’ya Batı karşıtı diplomatik oyun için fırsatlar verebilir. Rusya liderliği için Ankara’yı Halep’in doğusundaki silahlı muhalefete yönelik tüm yardım kanallarını kesmeye ikna etmesi büyük önem taşıyor” şeklinde kaydetti.
Türkiye’nin, 2015 yılında 23 milyar dolar düzeyinde gerçekleşen ikili ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarmak istediğini belirten gazete şöyle devam etti:
“Rusya’yla böyle bir rakama ise, Doğu’daki en büyük ticaret ortağı olan Çin ile bile ulaşamadı. Putin’in Türkiye ziyaretinin kilit etkinliği ise Türk Akımı boruhattının yapımına ilişkin hükümetlerarası anlaşmasının imzalanmasıdır. Ve anlaşma imzalanırsa eğer iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinde gerçek bir canlanmayı gözlerin önüne sergileyecek ve Türk tarım ürünlerinin Rusya’ya ihraç edilmesi ve vize meseleleri dahil başka alanlardaki kısıtlamaların kaldırılması sürecini hızlandırabilir”.
KOMMERSANT: “PUTİN, ANKARA’NIN TEKRAR ORTADOĞUDAKİ ÖNEMLİ PARTNER OLMASINI İSTİYOR”
Kommersant gazetesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İstanbul ziyaretini yorumladığı haber analizinde, “Putin’in seyahatinin amacı, Ankara’nın Ortadoğu’da önemli partner statüsüne geri dönmesini sağlamak” dedi.
Rusya’da iş çevrelerinin gazetesi Kommersant Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İstanbul ziyaretine dikkat çektiği analizinde, “Suriye’deki koşullar bağlamında Ankara’nın desteğini almak Moskova için çok önemli. Erdoğan’la anlaşmak Putin’e Batı’ya karşı diplomatik oyunlar için fırsat yaratır. Putin’in seyahatinin amacı, Ankara’nın Ortadoğu’da önemli partner statüsüne geri dönmesini sağlamak” diye yazdı.
Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında son zamanlarda yeniden başlayan temasların artmasına da vurgu yapan Rus gazetesi, “Daha düne kadar iki lider Suriye ve başka önemli uluslararası konularda uzlaşmaz rakip gibiydiler. Aralarındaki yeni temasların yoğunluğu şunu ortaya koyuyor: Rus-Türk ilişkilerinin yeniden başlatılması ivme kazanıyor. Rusya Hava Kuvvetleri’nin katılımıyla Suriye ordusunun Halep’e yönelik operasyonunun devam ettiği koşullarda Ankara’nın desteğini almak Moskova için çok önemli” ifadelerini kullandı.
Batı koalisyonu üyesi olmasına rağmen, Türkiye’nin son zamanlarda Rusya’nın adımlarını eleştirmediğini belirten Kommersant, “Erdoğan’ın Halep’teki durumla ilgili açıklamalarında ses tonu, Batılı politikacıların söylemlerinden çok farklı. Örneğin 1 Ekim’de Türk parlamentosunda konuşan Erdoğan, kuşatılmış Halep kentinden bahsederken Rusya’ya dair tek bir laf etmedi. Batı’nın Moskova’ya karşı baskılarını artırdığı bir ortamda Erdoğan’la anlaşmak, Rusya yönetimine Batı ile diplomatik oyunlar için fırsatlar yaratır. Rus yönetimi için, Halep’in doğu kısmında kilitlenen silahlı muhaliflere yönelik yardım kanalının kapatılması hususunda Ankara’yı ikna edebilmek önemli. Bu silahlı muhalifler son zamanlarda Türkiye’den yardım alıyordu” değerlendirmeleriyle analizini noktaladı.
SPUTNIKNEWS: “RUSYA EKONOMİ BAKANI TÜRKLER’E VİZE SERBESTİSİ İÇİN ERKEN DEDİ”
Dünya Enerji Kongresi için İstanbul’a gelen Rusya Ekonomi Bakanı Aleksey Ulyukayev, Türk vatandaşları için Rusya’ya vize serbestisi getirilmesi için erken olduğunu söyledi.
Sputniknews Haber Ajansı, “Dünya Enerji Kongresi için İstanbul’a gelen Rusya Ekonomi Bakanı Aleksey Ulyukayev, Türk vatandaşları için Rusya’ya vize serbestisi getirilmesi için erken olduğunu belirtti. Türkiye’nin tarım ürünlerine konulan ambargonun aşamalı olarak kalkayacağını söyleyen Rus Bakan, bazı Türk ürünlerinin yakında Rusya’ya geri dönebileceğinin sinyalini de verdi” dedi.
Aleksey Ulyukayev, “Türk vatandaşları için vize muafiyeti konusu çok zor. Zira bu konu güvenlik ile ve Türkiye’deki terör olaylarıyla ilgili. Bu risklerin kendi topraklarımıza aktarılmasını istemiyoruz. Ciddi olarak tartışabileceğimiz tek konu (Türk) iş çevreleri için vize serbestisidir. Bu da kolay bu konu değil ama bunu konuyla ilgili çalışmaya hazırız” diye konuştu.
Rus turistlerin Türkiye’de yaptıkları harcamaları ruble üzerinden ödemesi konusunun yeniden tartışılmaya başladığını da ifade eden Rus Bakan, “Umarım merkez bankaları da şimdi bunu konuşmaya başlayacak” şeklinde kaydetti.
Rus uçağının düşürülmesi nedeniyle Türkiye’ye uygulanan gıda ambargosunu aşamalı olarak kaldıracaklarını aktaran Aleksey Ulyukayev bazı Türk ürünlerinin yıl sonuna kadar Rusya pazarına geri dönebileceği bilgisini verdiği konuşmasında, Türkiye’de bizde benzeri olmayan ya da sınırlı miktarda yetişen ürünler var. Sözgelimi, portakal. Bu ürünler neden geri dönmesin?” dedi.
DEUTSCHE WELLE 5 MADDEDE TÜRKİYE- RUSYA İLİŞKİLERİNİ DERLEDİ
Beş maddede fırtınalı Türk-Rus ilişkileri
Türk-Rus ilişkileri yeniden normalleşme sürecine girdi. Rusya Devlet Başkanı, Rus jetinin Türkiye tarafından vurulmasından sonra ilk kez Türkiye’yi ziyaret ediyor. Beş maddede Türk-Rus ilişkilerine bakış:
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i Ankara’da ağırlıyor. Kısa süre öncesine kadar iki ülke arasında kopma noktasına gelmiş olan ilişkiler nedeniyle böyle bir ziyaret ihtimal dışı görünüyordu.
1. Sovyetler Birliği sonrası yakınlaşma
Sovyetler Birliği sonrası dönemde Rusya ile Türkiye hızla yakınlaşmaya başladı. Türkiye’den gelen ucuz tekstil orta ölçekli perakendeciler sayesinde Rusya’da patlama yaptı. Zira Batı tarzı kıyafetlere Rusya’da talep büyüktü. Ayrıca Türk inşaat firmaları da ülkede hızlı bir biçimde sektördeki yerini aldı. 1997’de imzalanan anlaşmayla hayata geçirilmesi kararlaştırılan doğal gaz projesi ‘‘Mavi Akım’’ da iki ülkeyi daha da yakınlaştırdı.
2. Türk – Rus Baharı
Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin zirveye ulaşması ise Putin’in 2000 yılında Rusya’da, Erdoğan’ın da 2003 yılında Türkiye’de göreve gelmesiyle başladı. İki lider arasındaki ilişkiler uzun yıllar boyunca sıcak ve arkadaşça seyretti. Magazin basını bu arkadaşlığı ‘‘sıkı bir dostluk’’ olarak nitelendirirken muhalif basın‚’’iki otokratın arasındaki arkadaşlık’’ ifadesini kullandı. Bu zaman dilimi içinde iki ülke arasındaki ticaret hacmi arttı, hatta doğal gaz ticareti birkaç katına çıktı. 2014 yılına gelindiğinde Rusya ve Türkiye artık birbirleri için oldukça önemli ticari partnerler konumundaydı.
3. Kırım’la sınanan ilişkiler
Ancak 2014 yılı aynı zamanda iki ülke ilişkilerinde bir sınavı da beraberinde getirdi. Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesine Türkiye özellikle ülkedeki Kırım Türkleri nedeniyle tepki gösterdi. Ancak sorun, iki ülke ilişkilerinde derin çıkmazlara yol açmadı. Böylece Türkiye - Rusya ilişkileri bu testi de geçmiş oldu. Bunun en büyük kanıtı 1 Aralık 2014’te Moskova ve Ankara’nın ortak bir doğal gaz boru hattı projesi olan Türk Akımı için kolları sıvaması oldu. Bu projenin ‘‘Güney Akım’’a alternatif olması öngörülmüştü.
4. İplerin gerilmesi
Ancak Türk Akımı projesine ilişkin müzakereler farklı nedenlerde kesintiye uğradı. Zira iki ülke arasında anlaşmazlıklar, hatta gerilimler baş göstermeye başladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanıması ipleri geren ilk adım oldu. Erdoğan, Putin’in bu girişimine yanıt olarak Stalin döneminde yaşanan sürgüne atıfta bulundu.
İki ülkenin Suriye konusunda benimsediği farklı politikalar aralarının daha da açılmasına neden oldu. Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın devrilmesinden yana tavır alırken, Rusya Esad’ı destekleyen bir duruşu benimsedi.
24 Kasım 2015 tarihine gelindiğinde ise Rusya - Türkiye ilişkilerinde bir kırılma noktası yaşandı. Türkiye’nin Suriye sınırında bir Rus savaş uçağını vurması iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. Ankara, düşürülen uçağın Türkiye sınırlarına girmiş olduğunu öne sürerken Moskova’nın yanıtı sert oldu. Kremlin, partner ülke Türkiye ile her türlü ticari anlaşmayı askıya aldı, tarım ürünlerinin Türkiye’den ithalini yasakladı, Türkiye’ye yapılan charter seferlerini kaldırdı, Türk vatandaşlarına vize yaptırımının kapsamını genişletti ve her türlü ortak kültürel girişime son verdi. Kuşkusuz her yıl çok sayıda Rus turisti ağırlayan Türkiye için en ağır darbelerden biri de Moskova’nın Türkiye ziyaretlerini yasaklayarak uçuşları iptal etmesi oldu.
5. Normalleşme dönemi
Geçen Haziran ayında ise Erdoğan’ın Putin’e hitaben kaleme aldığı bir mektup ilişkilerin seyrinde yeni bir dönüm noktası oldu. Kremlin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu mektup yoluyla düşürülen Rus uçağı için özür dilediğini öne sürdü. Erdoğan’ın ayrıca Rusya’yı eski günlerdeki gibi bir dost ülke ve stratejik bir partner olarak gördüğünü ifade ettiği ve ikili ilişkileri düzeltmek istediği belirtildi. Bu girişimin üzerine Putin, Rusya’nın Türkiye’ye seyahat yasağını kaldırdığını açıkladı. Diğer yaptırımların da aşamalı olarak kaldırılacağı bildirildi.
İki‚’’eski dost’’ geçtiğimiz Haziran ayında St. Petersburg’ta bir araya geldi. Bu görüşmede taraflar ikili ilişkilerin düzelmesi konusundaki istekliliklerini ifade etse de dış politika konusundaki farklı yaklaşımlarından iki tarafın da geri adım atmayacağının sinyalleri görüldü.
Suriye konusu görüşmelerde ele alınmazken, taraflar Türk Akımı projesi ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali için yeniden düğmeye basılması konusunda anlaşmaya vardı. Ayrıca bir serbest ticaret anlaşmasının çerçevesinin oluşturulması kararı aldı. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen ilişkilerin eski düzeyine dönmesi ise zaman alacak gibi görünüyor.
INDEPENDENT: “ABD, MUSUL’DA TÜRKİYE’Yİ İSTEMİYOR”
Independent gazetesi, ABD’nin Irak ve Musul’da Türkiye’yi istemediğini yazdı.
Independent gazetesi, Kim Sengupta imzalı ‘Türkiye Suriye’de Kendi Amaçlarının Peşinde Olacak’ başlığını kullandığı ahberinde, “Ne ABD ne de Irak Musul’un IŞİD’den kurtarılmasında Türkiye’nin rol oynamasını istemiyor” dedi.
ABD’nin Donald Trump hakkındaki ifşaatlara odaklandığı bir dönemde, İstanbul’da Rusya lideri Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşmenin muhtemelen daha çok uluslararası stratejik sonuçları olacağını vurgulayan Sengupta, “Rus liderin Türkiye ziyaretinin resmi nedeni Dünya Enerji Kongresi ve aslında Ankara ve İstanbul’un görüşeceği önemli enerji konuları da var. Türklerin geçen Kasım’da bir Rus savaş uçağını vurmasından sonra askıya alınan Türk Akımı projesine şimdi geri dönüldü ve titizlikle görüşülüyor. Rusya’nın Ukrayna ile gaz nakliyatı anlaşması iki buçuk yıl sonra bitiyor. Rusya’nın Ukraynalı ayrılıkçılara verdiği destek nedeniyle iki ülke karşı karşıyayken, Moskova alternatif bir güzergâh bulmak istiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan içinse enerji akışı, bir Avrupa Birliğine karşı mülteci akışına bir pazarlık kozu olarak eklenebilir” şeklinde kaydetti.
Erdoğan ve Putin arasında IŞİD’in Suriye ve Irak’taki varlığı gibi ele alınacak daha acil konuların olduğunu belirten Sengupta, “Ankara’nın Washington’la ilişkileri soğurken, Moskova’yla ilişkileri sıcaklaştı. Halep’in bombalanması nedeniyle Washington-Moskova ilişkileri de bozulmuştu” dedi.
Erdoğan’ın Rus uçağının vurulması nedeniyle özür dilemesiyle Moskova’yla buzların çözüldüğünü belirten Sengupta, “Bu Türkiye’nin öfkeli Putin’in uyguladığı ekonomik ambargolardan zarar gördüğünü itiraf etmesiydi. Türkiye işte böyle bir ortamda Suriye’ye zırhlılarını, hava gücünü ve askerlerini yolladı. Erdoğan’ın açıkladığı amaç IŞİD ve YPG güçlerini Türkiye’nin sınırlarından uzaklaştırmaktı. Amerikalılar Kürtleri IŞİD’e karşı en etkili müttefikler olarak görüyor ama Türk ordusu Washington’ın Kürtlerin hedef alınmaması uyarılarına kulak asmadı. Erdoğan, Kürtlerin almak istediği stratejik bir yer olan Cerablus’u Türk güçleri aldığında vakit geçirmeden Putin’i aradı. Amerikan ve Irak güçleri dokuz gün içinde Musul’u IŞİD’den alma operasyonunun ilk aşamasına başlamaya hazırlanıyor. Erdoğan Türk güçlerinin de ‘Musul’u kurtarma operasyonunda bir rol oynayacağını’ söyledi ve ‘Kimse bunu yapmamızı önleyemez’ dedi. Ama ne Irak ne de ABD Musul’a Türk katılımını istemiyor” ifadelerini kullandı.
Irak’taki koalisyon güçlerinin Amerikan Sözcüsü Albay John Dorian’ın, “Irak topraklarındaki Türk askeri güçleri koalisyon güçlerinin bir parçası değil. Irak hükümetinin daveti ve izniyle orada değiller ve bu yüzden yasadışılar” şeklindeki açıklamalarını da hatırlatan Sengupta, “Putin’in bu konuda Erdoğan’a yardımcı olabilmesi pek mümkün değil. Türk lider Musul IŞİD’den kurtulunca, sadece Sünnilerin yaşamasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Bu talep, Irak’ın Şiilerin hâkimiyetindeki hükümeti tarafından reddedildi ve Rusya, bazıları İran tarafından yönetilen Şii grupların ortadan kaybolmasını istemeyecek. Beşar Esad ve Kremlin’in değerli müttefiki olan Tahran bu çalkantılı ve şiddet dolu bölgedeki güç mücadelesinde hala bir oyuncu” diyerek haber analizini noktaladı.
FINANCIAL TIMES: “ERDOĞAN, OHAL’İ MUHALİFLERDEN KURTULMAK İÇİN KULLANIYOR”
Financial Times gazetesi, Erdoğan’ın OHAL’i muhaliflerden kurtulmak için kullandığını yazdı.
İngiliz Financial Times gazetesi, Türkiye’de olağanüstü hâlin (OHAL) 3 ay daha uzatılmasının sürpriz olmadığı yorumunu yaptığı haberinde, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan OHAL’i tüm muhaliflerinden kurtulmak için kullandı. Erdoğan gibi inatçı ve otoriter bir adam için, Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, kurumları devre dışı bırakma şansının, her zaman müthiş bir cazibesi vardı. Bundan daha da endişe verici olanın ise 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından OHAL altında yapılan tasfiyelerin ulaştığı boyut. Ordu, kamu kurumları ve emniyet teşkilatında Fethullah Gülen’le ilişkili olduğu gerekçesiyle görevden alınanların sayısının 100 bini aştı” şeklinde kaydetti.
Darbe girişimi sırasında uçaklardan sivillere ateş açıldığını ve 240 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan İngiliz gazetesi, “Darbecilerin neden oldukları şiddetin boyutları göz önünde bulundurulduğuna, ilk anda OHAL ilan edilmesinin geçerli sebepleri var. Ayrıca hiçbir hükümet, devlet kurumlarına karanlık Gülenci ağların başardığı boyutta bir nüfuza izin vermezdi” dedi.
Hem ABD, hem AB’nin bu tehdidi görüp kınamakta çok geç kaldığını ve sonuç olarak Ankara üzerindeki gücünü kaybettiğini ifade eden Financial Times, “Tüm bunlara rağmen, Erdoğan’ın OHAL’in uzatılması ile ilgili olarak Fransa örneğini kullandığı beylik cevabı inandırıcı olmadı. Bunun öncelikli nedeni, şimdi terörist olarak nitelediği Gülencilerin yükselişini kolaylaştıran kişinin kendisi olması...Geçen yıllar boyunca ordu ve laik rakiplerinden yönelen tehditleri savuşturup gücü elinde toplarken, Gülen, Erdoğan’ın AKP’si için paha biçilemez bir müttefikti. Cumhurbaşkanı, ortaya çıkan vahşi güç savaşının sorumluları arasında” diye yazdı.
Gülencilere yönelik olarak başlatılan tasfiye ve gözaltıların boyutunun çok genişlediğini belirten Financial Times, “Erdoğan, OHAL’i tüm düşmanlarından kurtulmak için kullandı. Daha da tehlikeli olan ise, Erdoğan’ın darbe girişimini tüm muhaliflerini yakalamak için bir bahane olarak kullandığına dair kanıtlar. Bu durum sadece darbe girişiminden sonra ortaya çıkan ulusal birliği sağlama şansını çarçur etmiyor; aynı zamanda Türk toplumunun dokusunu bozuyor ve emniyet de dahil olmak üzere kurumların temelini çürütüyor. Bu gelişmeler cihatçı tehdit ve çatışmalar nedeniyle bağışıklık sistemi zaten zayıflamış olan Türkiye için tehlikeli oldu. Ayrıca uluslararası kredi değerlendirme kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürdü. Türkiye’nin ekonomisi AKP’nin ilk seçildiği yıllarda büyüyüp gelişti. Bunu ise yeniden başarılabilir. Bu ancak hükümetin hukukun üstünlüğünü gözeterek uzlaşıyı teşvik etmesi, devleti yeniden yapılandırması ve kanunlara uyan devletler arasına geri dönmesiyle yapılabilir. Bu sert önlemler, hukukun üstünlüğüne saygı gösterilerek alınmıyor. Macaristan gibi bazı AB ülkeleri kendi bağnaz demokrasi modellerine yöneliyor olabilir. Ancak bu kusurlu AB hükümetleriyle bile karşılaştırıldığında, aday ülke Türkiye demokrasi hudutlarından çok uzakta” değerlendirmeleriyle haber analizini noktaladı.
DENEYİMLİ MUHABİR FISK’İN GÖZÜYLE 15 TEMMUZ SONRASI
Robert Fisk, 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası alınan sert önlemlerle ağırlaşan havaya dikkat çektiği makalesinde, “Türkiye: ‘Her şey mümkün’” dedi.
Independent gazetesinin Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Türkiye ziyaretinden izlenimlerini kaleme aldığı makalesinde 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası alınan sert önlemlerle ağırlaşan havaya dikkat çekti.
“Herşey mümkün. Erdoğan OHAL’i 90 gün daha uzattı ve Türk Lirası değer kaybetti. Sanırım ‘normalleşme süreci’ dedikleri şey bu” diyen Fisk, “İstanbul’da gezerken, inşaat alanlarının dışını kaplayan ‘Teröre boyun eğmeyeceğiz’ pankartları ve normalleşme süreci’söylemi bombardımanı altında kaldı. Bu Sovyetler Birliği döneminin söylemlerine ve Stalin’in yapmış olduğu temizliğe benzetiyor”şeklinde kaydetti.
Türkiye’de darbe girişimi sırasında hayatını kaybeden insan sayısının, Halep’te normal bir günde ölenlerden daha fazla olduğuna da dikkat çeken Fisk, “Bir ekonomi dergisi ABD’li iş adamlarının Türkiye’deki yatırımlarını tutacaklarını çünkü Türkiye’deki ‘çirkin darbe girişiminin cesaretlerini kırmadığını’ yazıyor. Amerikalıların, olaydan tam olarak böyle söz ettikleri hakkında şüphelerim var. Sonra Habertürk gazetesini açıyorum. Gazete ekonomik ilerleme ile ilgili haberlerle dolu. Bu bir ilüzyon. 5. sayfada ise bitik haldeki 14 adamın fotoğrafı var. Bir tanıdığım bana bu adamların general olduklarını ve dövüldüklerini söylüyor” dedi.
İstanbul Boğazı’nda inşaatı süren Avrasya Tüneli’nin yapan ATAŞ şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Başar Arıoğlu’nun, “Bu tarihimizdeki karanlık bir gündü. Artık ileriye bakmalıyız” şeklindeki sözlerine de yer veren Robert Fisk, “Yani ağızlarımızı kapamalı, yaşananları unutmalı ve -tabii ki Erdoğan yönetiminde- geleceğe mi bakmalıyız? Yoksa gazetedeki gözü yaşlı generallere bakıp, Erdoğan’ın idam cezasını geri getirme ile ilgili sözlerini hatırlayıp, biraz titremeli miyiz? Türk bir arkadaşımın dediği gibi ‘Her şey olabilir, her şey mümkün” diye yazdı.
Ülkede yaşananları konuşmak için iki Türk arkadaşıyla buluştuğunu belirten Fisk, “Türkiye’de artık bu tarz görüşmelerde, Erdoğan’a övgüler yağdırılmıyorsa, isimlerin gizlenmesi bir kural haline geldi” ifadesini kullandığı makalesinde, bu kişilerin “Batı 15 Temmuz’da yaşananları tiyatro olarak gördü. Bu gerçek bir darbe girişimiydi. Gülenciler, Erdoğan’a karşı yaptı. Girişimin arkasındaki adam muhtemelen Kemalistlerin sokağa çıkıp kendilerine destek vereceğini umdu. Kemalistler ise Erdoğan’ın laik sistemi yıkmasından korkuyor” şrklinfrki görüşlerine de makalesinde yer verdi.
Türkiye’ye son gidişinde dikkatini çeken bir diğer noktanın da kamusal alanlardaki Atatürk portrelerindeki azalma olduğunu belirten Fisk, “Türkiye’de darbe girişimi sonrası tasfiyeler toplumu sarsıyor” dedi.
Basında daha önce de yer alan Rusların, darbe girişiminden saatler önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak darbe olabileceği uyarısında bulunduğu iddialarına da dikkay çeken Fisk, “İstanbul’da birçok kişi, Rusların Erdoğan’ı uyardığını doğruladı. Bu neredeyse doğru kabul edilebilecek bir bilgi” diye yazdı.
Fisk, darbe girişiminin ardından görevden uzaklaştırılan binlerce kişinin nasıl ayıklandığını sorduğunda, arkadaşının, “Basit. 2 yıl öncesine kadar Gülencilerle Erdoğan müttefikti. Herkes kimlerin Gülen, kimlerin AKP tarafından atandığını biliyor. Her yerde muhbirler var” cevabını da aktardı.
Tek açıklamanın bu olduğuna inanmadığını belirten Fisk, kanıtların da Türkiye’den kaçanlarla birlikte gittiğine ve kapatılan Today’s Zaman gazetesinin arşivinin de polisler tarafından yok edildiğine dikkat çekti.
SPIEGEL: “TÜRK HÜKÜMETİNİN SURİYE’DEKİ ÖNCELİĞİ KÜRTLER”
Spiegel dergisi, Türk hükümetinin Suriye’deki önceliğinin Kürtlerle mücadele olduğunu yazdı.
Almanya’da yayınlanan Der Spiegel dergisi, ‘Türkiye Suriye’de Gerçekte Ne İstiyor?’ başlığını taşıyan haber analizinde, “Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerin yeniden düzelmesinin ardından, Türkiye’nin Suriye’de farklı bir strateji izlemeye başladı” dedi.
Alman gazetesi, “Türkiye geçen aylarda Suriye’de farklı bir siyaset izlemeye başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye lideri Beşar Esad’ın devrilmesi için uluslararası topluma uzun süre baskı yapmıştı. Ancak Esad’ın en önemli müttefiki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Erdoğan’ın yeniden arasının düzelmesinin ardından, Türk hükümeti uzlaşmaya hazır olduğu sinyalini verdi. Başbakan Binali Yıldırım, geçen günlerde yaptığı açıklamada Esad’ı Suriye’de kurulacak geçici hükümetin bir parçası olarak kabul edebileceklerini ifade etti. Rejime bağlı birlikler tarafından Suriye’de yardım konvoyunun bombalanmasının ardından, Türk hükümeti bu konuda eleştiri yapmaktan kaçındı. Şu sıralar Türk hükümetinin Suriye’deki önceliği Kürtlerle mücadele gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Şİİ ÖRGÜT: “TÜRK ASKERİNİ İSTEMİYORUZ”
Irak merkezi hükümetle Başika krizini yaşayan Ankara Musul’u kurtarma operasyonunda Şii milislerin yer almasına karşı çıkarken Şii milis örgütü Halk Seferberlik Birlikleri (Al-Hashd al-Shaabi) Sözcüsü Ahmed El Asadi, örgütün Musul taarruzuna katılmasının kesinleştiğini öne sürdü. Sözcü ayrıca Irak’taki Türk askeri varlığına ilişkin olarak ülkede hiçbir yabancı güç istemediklerini de söyledi.
Iraqinews’in aktarımına göre, El Asadi, “Musul’u kurtarmaya yönelik operasyon için güçlerimiz konuşlandırıldı ve hazırdır ve bizim katılımımız şimdi teyid edildi. Musul taarruzu, birkaç gün içinde başlayacak” dedi.
Irak’taki Türk askerlerinin varlığına ilişkin ise El Asadi, “Herhangi bir yabancı gücün Irak’taki varlığını reddediyoruz. Irak’ın çok yetenekli silahlı güçleri var ve güçlerimiz ülkenin topraklarını kurtarma kabiliyeti var” ifadelerini kullandı.
RUDAW: “BAĞDAT-ANKARA KRİZİ TIRMANDIRILDI”
Rudaw, Türkiye’nin Başika’daki askeri varlığı konusunda Bağdat ile Ankara arasında yaşanan krizin tırmandırıldığını belirtti.
Türkiye’nin Başika’daki askeri varlığı konusunda Bağdat ile Ankara arasında yaşanan kriz tırmandırıldğını kaydeden Erbil merkezli Rudaw, “Son olarak Bağdat’tan Musul operasyonuyla ilgili, muhtemelen Türk askerleri Irak’tan çekilmeden başlamayacak gibi mesajlar da geliyor. Irak Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komitesi üyesi milletvekili Abdelaziz Hasan, Musul’u İslam Devleti’nden (IŞİD) geri almak için beklenen taarruz, muhtemelen Türk askeri gücü Irak’ın kuzeyinde kaldıkça başlamayacak uyarısını yaptı. Bu uyarılar, Bağdat ile Ankara arasında Musul yakınlarındaki Türk ordusunun varlığına ilişkin diplomatik kavgayı tırmandırdı” şeklinde kaydetti.
ANKA’ya göre, Rudaw da Cumartesi günü "güçlü Şii lideri Ammar El Hakim dahil bazı Iraklı liderlerin de, Musul operasyonu başlamasından önce mezhebi çatışmaların önlenmesi amacıyla Türkiye’yi gücünü ülkeden çekmesini istediklerini belirttiği haberinde Türkiye’nin geçmişte operasyona katılacağını söylediğini anımsattı.
Haberde onlarca Kürt savaşçı dahil bin 500’den fazla Sünni gönüllünün bulunduğu, Başıka’daki Gudadi askeri üssünün, militanların Musul’dan çıkarılmasında çok önemli bir rol oynayacağı görüşüne yer verildi.
Rudaw, Gudadi üssünün Musul kentinin sadece 30 kilometre uzağında bulunduğuna işaret ettiği haberinde Aralık 2015’de Türkiye’nin Sünni gönüllüleri eğitmek amacıyla bir güç konuşlandırdığı haberleri üzerine Gudadi üssünün uluslararası medyada manşet olduğuna dikkat çektikten sonra şöyle devam etti:
“Türk askerlerinin çoğu, yani ağır silahlarla donatılmış 900 kadar asker, izleyen haftalarda Başika’dan çekildi ancak onlarca Türk eğitmeni, Sünni gönüllülerinin eğitimini tamamlanmak amacıyla üste kaldı. Ankara, aşamalı olarak da yerel Sünni gönüllerinin devam eden eğitimini tamamlamak için 2 bin kadar danışmanı konuşlandırdı”.
Bu arada, Bağdat ile Ankara arasında yaşanan kavgayı bölgedeki PKK varlığının körüklediğini belirten Rudaw, bu çerçevede birçok Iraklı Türkmen yetkilisinin Kürt gruplarının Musul’a yakın bölgelerden çekilmelerini istediklerine de dikkat çekti.
DEUTSCHE WELLE: “ENERJİ DÜNYASININ GÖZÜ TÜRKİYE’DE”
Deutsche Welle, İstanbul’da başlayan 23’ncü Dünya Enerji Kongresi’ne yer verdiği haberinde, enerji dünyasının gözünün Türkiye’de olduğu yorumunu yaptı.
Enerji dünyasının gözünün Türkiye’de olduğunu vurgulayan Alman yayın kuruluşu, “Erdoğan ve Putin görüşmesi dışında, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) yetkililerinin görüşmelerinin damga vurması bekleniyor. İstanbul’da 9-13 Ekim arası yoğun güvenlik önlemleri altında düzenlenen 23’ncü Dünya Enerji Kongresi’ne Putin dışında, OPEC Genel Sekreteri Muhammed Barkindo ve birçok ülkeden devlet ve hükümet yetkilisi ve ayrıca Gazprom, BP, Saudi Aramco gibi enerji devlerinin yetkilileri de katılıyor” dedi.
Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Putin arasında ikili ve bölgesel konuları kapsayan bir görüşmenin gerçekleştirilmesi beklenmektedir denildiğini aktaran Deutsche Welle, “Zirve süresince Türkiye ve Rusya arasında Rus gazını Avrupa’ya taşıyacak Türk Akımı doğalgaz boru hattı projesi konusunda tarafların yapacağı açıklamalar da dikkatle izlenecek. Diğer taraftan 28 Eylül’de petrol üretiminin kısılması yönünde anlaşan OPEC ülkelerinden temsilciler de kongreye katılacak. Alınan bu kararın nasıl uygulanacağının OPEC ve OPEC dışı petrol üreticileri tarafından kongrede resmi olmayan görüşmelerde tartışılması bekleniyor. Üretimin Kasım ayından itibaren azaltılması planlanıyor. OPEC ülkeleri Kasım sonunda Viyana’da tekrar bir araya gelecek” şeklinde kaydetti.
Pazar akşamı kongrenin açılışını gerçekleştiren Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın, 85 ülkeden 265 konuşmacının katıldığı kongre ile enerji paydaşlarını bir araya getirerek adil bir küresel geleceğin inşa edilmesi açısından önemli bir görevi yerine getirdiklerini söylediğini kaydeden Deutsche welle, Sabah gazetesinin haberine göre Albayrak, bu organizasyonun barış için paylaşım ilkesine büyük bir katkıda bulunmasını umduğunu söyledi. Dört gün sürecek kongre boyunca katılımcılar enerji endüstrisinin karşı karşıya bulunduğu kritik meseleleri kongrenin ana teması “Yeni Ufukları Kucaklamak” başlığı altında mercek altına alacaklar. Global enerji sistemlerinin geleceği, güvenilir enerji sistemlerinin inovasyonu, enerji sorununa politik çözümler ve Afrika için sürdürülebilir bir enerji geleceği kongrenin ana başlıklarını oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
İlki 1924’te olmak üzere üç yılda bir düzenlenen Dünya Enerji Kongresi, lider ve uzmanların enerji konusunu tüm yönleriyle ele aldıkları, dünyanın bir numaralı enerji platformu konumunda. Bununla birlikte kongre yöneticilere de teknolojilerini tanıtma ve yeni iş imkânları keşfetme olanağı sağlıyor.
BILD AM SONNTAG: “TÜRKİYE İLE AB ARASINDA AGHET KRİZİ”
Bild am Sonntag, Türkiye’nin ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. yıldönümü’ vesilesiyle hazırlanan Aghet (Ağıt) konser projesi nedeniyle kültür-sanatı teşvik için kurulan Yaratıcı Avrupa Programı’ndan ayrıldığını ileri sürdü.
Bild am Sonntag gazetesine demeç veren AB Komisyonu’ndan bir sözcü, “Türkiye tek taraflı olarak Yaratıcı Avrupa Programı’ndan ayrılma kararı aldı” dedi.
Haberde Türkiye’nin programdan ayrılma nedeninin, ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. yıldönümü’ nedeniyle hazırlanan Aghet- (Ağıt-Büyük Felaket) adlı konser projesi olduğu ileri sürüldü. Yaratıcı Avrupa Programı Aghet konser projesine fon ayırmıştı.
Alman medyasında geçen nisan ayında yer alan haberlerde Türkiye’nin Dresden Senfoni Orkestrası’nın düzenleyeceği Aghet konser projesine tepki gösterdiği ve projeyi engellemek için baskı yaptığı iddiaları yer almıştı. Dresden Senfoni Orkestrası’nın kurucusu ve başkanı Markus Rindt yaptığı açıklamada, Türkiye’nin AB Büyükelçisi’nin uluslararası projelere verilen desteğin kesilmesini talep ettiğini söylemiş ve bu girişimin "ifade özgürlüğüne bir saldırı" olduğunu belirtmişti.
Dresdner Neuste Nachrichten gazetesi, projeden sorumlu AB Komisyonu Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür Yürütme Ajansı’nın buna rağmen projenin arkasında olduğunu bildirmişti. Rindt ise ajansın Türkiye’den gelen baskıdan sonra, etkinliğe ilişkin bilgileri internet sayfasından kaldırdığını söyleyerek, "Bu durumu hoş karşılamıyoruz" diye konuşmuştu. Avrupa Parlamentosu’ndaki bir grup milletvekili de bu gelişmeyi protesto etmişti.
Dresden Senfoni Orkestrası’nın seslendirdiği Aghet, Türk, Ermeni ve Alman üç sanatçının imzasını taşıyor: Besteci Zeynep Gedizlioğlu, Vache Sharafyan ve Helmut Oehring’in.
Türkiye’nin 2014 yılında imzaladığı Yaratıcı Avrupa Programı, Avrupa’daki kültür-sanat çalışmaları için sanatçılara bir milyar 460 milyon Euro mali destek sunuyor.
İNSAN HAKLARI İZLEME ÖRGÜTÜ: “TÜRKİYE’DE BAĞIMSIZ TV HABERCİLİĞİ SUSTURULDU”
OHAL’le medya kuruluşlarının kapatılmasına dünyanın önde gelen insan hakları örgütlerinden İnsan Hakları İzleme Örgütü’den (HRW) tepki geldi.
New York merkezli HRW, “Türkiye’de bağımsız TV haberciliği susturuldu” başlığı ile yayımladığı açıklamada “Haber ve güncel olaylara odaklı sekiz bağımsız TV kanallarının kapatılması, fiilen Türkiye’de kritik tv haberciliğine son veriyor” denildi.
Türk medyasına dayanarak söz konusu sekiz kanalın, Türk hükümetinin bir kararnamesi ile kapatılmasıyla karşı karşıya bulunan 23 adet tv ve radyo kanalı arasında bulunduğunu kaydetti.
“Medyayı sansürlemeye yönelik son adım, ulusal güvenliği gerekçeleriyle haklı çıkartılabilecek herhangi meşru kısıtlamanın ötesine gitti ve hükümetin ifade özgürlüğü yükümlülüklerini ihlal ediyor” diyen İnsan Hakları İzleme Örgütü, Türkiye Direktörü Emma Sinclair-Webb’in, “Bu hafta Kürtler, Alevi dini azınlığı ve muhalefet partilerini destekleyenlerin sevdiği TV ve kadyo kanallarının kapatılması, Türkiye’yi eski günlere geri getiriyor ve hükümetin tv ve radyo haberlerinde kendi versiyonunun dışında bir versiyon istemediğini gösteriyor” şeklindeki sözlerini de aktardı.
Yorumlar
Yorum Gönder