DIŞ BASIN BÜLTENİ 30 EYLÜL 2016

KATHIMERINI: “ATİNA, LOZAN’A SAYGI İSTEDİ” Kathimerini gazetesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan Antlaşması ile ilgili ‘Birileri zafer diye yutturmaya çalıştı. Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan'da verdik, Zafer bu mu?’ şeklindeki sözlerini ve Atina’nın tepkilerine yer verdiği haberinde bir Yunanistan Dışişleri Bakanlığı bir kaynağının Lozan için saygı istediğini belirtti. Gazete ayrıca, “Erdoğan’ın ifadeleri Ankara’nın, Ege’de yasa dışı göçün önemli ölçüde azalmasına katkıda bulunan NATO devriyelerinin kaldırılması için bastırdığı bir dönemde geldi” diye yazdı. Yunanistan’ın yüksek tirajlı gazetelerinden Kathimerini, ‘Erdoğan Lozan Antlaşmasını Sorgularken Atina’dan Yanıt Tetikledi’ başlığını kullandığı haberinde, “Erdoğan, Lozan kapsamında Yunanistan’a Ege’deki adaların verildiğini söyledi. Bunun ardından Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak ‘Herkes Lozan Antlaşmasına saygı göstermeli. Ankara, dahil uygar dünyada hiç kimsenin görmezden gelemeyeceği bir realitedir’ dedi. Aynı kaynak Türk liderinin sözlerinin muhtemelen iç kamuoyuna yönelik olduğunu”öne sürdü. Erdoğan’ın ifadeleri Ankara’nın, Ege’de yasa dışı göçün önemli ölçüde azalmasına katkıda bulunan NATO devriyelerinin kaldırılması için bastırdığı bir dönemde geldi” ifadelerini kullandı. SKAI TV: “YUNANİSTAN LOZAN’A SAYGI DEDİ” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan Antlaşması’yla ilgili söylemlerine tepki gösteren Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamayla 1923 anlaşmasına saygı duyulması gerektiğini belirtti. Yunanistan’da yayın yapan Skai Televizyonu’na göre Yunanistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklama ile 1923 anlaşmasına saygı duyulmasını talep etti. Bakanlığın yaptığı açıklamada, “Lozan Antlaşması ve tüm uluslararası hukuk, uygar dünyanın gerçekleri ve hiç kimse, buna Ankara da dahil, bunu inkar edemez. Herkes buna saygı göstermeli. Bu ne kadar acı verici görünse de” ifadeleri yer aldı. Modern tarihte ilk kez Türkiye yönetiminin açık bir şekilde Lozan Antlaşması’nın doğruluğunu sorguladığını belirten Skai TV, “Aynı zamanda, Yunanistan politik kulislerinde, Erdoğan’ın yaptığı açıklamanın tehlikeli, kışkırtıcı ve Türk yönetiminin sistematik olarak Yunanistan’ın Ege adalarındaki egemenlik hakkını sorgulama girişimlerinin bir parçası olduğu fikrinde birleşildi” dedi. ECONOMIST: “TASFİYELER, NATO’NUN İKİNCİ ORDUSUNU KARŞIKLIK İÇİNDE BIRAKTI” Economist dergisi, 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi sonrası TSK’daki değişiklekleri irdelediği haber analizinde, “Tasfiyeler, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu karışıklık içinde bıraktı” diye yazdı. Haftalık İngiliz dergisi Economist, ‘Emir Komuta Zincirleri’ başlıklı haber analizinde, “Tasfiyeler, NATO’nun en büyük ikinci ordusunu, IŞİD ve Kürt militanları sürmek için Suriyeli isyancıların yanında savaşmaları gereken bir zamanda karışıklık içinde bıraktı” dedi. Ergenekon Davasın’dayargılanan Teğmen pilot Mehmet Çelebi’nin yaşadıklarına da dikkat çeken İngiliz dergisi, “Çelebi bir helikopterin kokpitine yıllardır oturmadı ama Türk ordusu isterse bir anda yeniden oturmaya hazır. Umut vaat eden bir helikopter pilotu olan Çelebi, telefonuna radikal İslamcılar’ın numaralarını yükleyen polisler tarafından tezgâha getirilip, 16 yıl hapis cezasına mahkûm oldu. Çelebi, bir yıl sonra Gülen cemaatine yakın savcılar tarafından uydurma suçlarla hapse atılan yüzlerce laik subayla birlikte salıverildi. Gülencilerin liderliğinde olduğuna inanılan ordunun bir kesimi tarafından düzenlendiğine inanılan darbe girişiminden sonra roller değişti. Bugün Gülen’in bürokrasideki takipçileri bir zamanlar hamileri olan, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından ayrım gözetilmeden tasfiye ediliyor. Aralarında hâkimler, savcılar ve öğretmenlerin bulunduğu 70 bin memur bazen en düşük düzeyde kanıtlarla görevden atıldı ya da uzaklaştırıldı. 100’den fazla gazeteci de dâhil, 32 bin kişi hapiste” şeklinde kaydetti.Amiral ve generallerin neredeyse yarısının da aralarında bulunduğu askerlerin görevden alındığını veya gözaltına alındığını söyleyen Economist, Hava Kuvvetleri’nin 265 pilotunu kaybettiğini ve orduda şu an pilottan çok avcı uçağı bulunduğunu belirten Economist, uzmanların yeni pilotlar yetiştirmenin 10 yıl süreceğini söylüyor ancak Savunma Bakanlığı ise 3 yılda bu işin yapılabileceğini belirtiyor. Öte yandan 270 kişinin ölümüyle sonuçlanan kaotik geceye rağmen, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın darbe girişiminin ordudaki küçük bir hizbin işi olduğunu ısrarla söylemesi sayesinde, ordunun şöhreti az zarar gördü. Ağustos’ta yapılan bir ankete göre TSK’ya güvenenlerin oranı yüzde 66 düzeyindeyken şu anda bu oran yüzde 78” dedi. Görevden alınan generallerin birçoğunun yerine yenilerinin atandığını kaydeden dergi, “Hava Kuvvetleri topyekun bir savaş olmaması durumunda durumla başa çıkabilir. Çelebi’yle birlikte ordudan atılan az sayıda pilot göreve iade edildi. Suriye’deki başarılı operasyon ordunun kendine güvenini arttırdı ve Erdoğan IŞİD’le savaşmak için daha da güneye inebileceğini söylüyor.Daha büyük bir zorluk, cumhurbaşkanı ve başbakanın komutanlara emir vermesinin önünü açan kanun hükmünde kararname. Askeri okullar hükümetin kontrolündeki ulusal savunma üniversitesinin önünü açmak için kapatıldı. İki bakanlık, savunma ve içişleri ordunun farklı güçlerini kontrol ediyor. Askeri atamaların yapıldığı toplantılarda bakanların sayısı, generalleri geçecek” diye yazdı. EDAM adlı düşünce kuruluşundan Doruk Ergin’in, “Bunlar ordunun yapısında ülkenin kuruluşundan bu yana yapılan en büyük değişiklikler olabilir ve bu değişiklikler çok geç kalmış olabilir. Ordu hükümetleri devirmek için 4 kez hukuk dışı haktan yararlandı. Ayrıca, sindirilmiş generaller önemli konuları Erdoğan ve bakanlarına götürebilir. Ama birçok Türk için, çekingen bir ordu, sadık olmayan bir ordudan daha iyi” şeklindeki görüşlerine yer verdiği haberinde, Kadir Has Üniversitesi Profesörü Soli Özel’in “Ordu nihayet, yapısından Prusya ekolünü çıkartıyor. Emekli askerleri kaygılandıransa, yeni önlemlerle hükümetin emir komuta zincirini by pass etmesi ve karar verilmesinde kafa karışıklığına yol açabilme ihtimali” şeklindeki sözlerini aktararak haberini noktaladı. GUARDIAN: “ABD, SURİYE’Lİ KÜRTLERE HAFİF SİLAH SAĞLIYOR” Guardian gazete, ABD’nin Suriye’deki Kürtlerin liderliğindeki koalisyona hafif silah sağladığını yazdı. ABD’li yetkililerin Suriye’de Kürtlerin liderliğindeki koalisyona silah verdiğini teyit ettiklerini kaydeden İngiliz gazetesi, “Yetkililer, ABD sadece hafif silahları sağladığını ve bu silahların Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Arap unsurlarına gittiğini söylüyor. Ancak YPG’ye bağlı Kürt yetkilileri, kendilerine, ABD’nin Suriye’deki IŞİD’in kalesi Rakka ile savaşa liderlik yapmaları durumunda doğrudan silahlandırılacağı sözünü verildiğini ifade ediyorlar. YPG’yi terörist bir grup olarak gören Ankara YPG’ye silah sevkiyatı haberlerine öfkeli bir tepki verdi. ABD ise, silahların Ankara için tehdit oluşturmadığında ve IŞİD’e potansiyel belirleyici darbe vurma çabası için gerekli olduğunda ısrar ediyor” dedi. Rakka’yı kurtarmaya istekli olduklarını söyleyen, bunun için halen gerçek bir fırsatın bulunduğunu üst düzey bir ABD yetkilisinin, “Türkler ve Kürtlerin Ağustos ayında çatışmış olsa da İŞİD’i Türk-Suriye sınırının tümünden çıkarmaya başladıklarını” söylediğine dikkat çeken İngiliz gazetesi, “Gerilimler YPG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi ile daha da giderildiği belirtildi” dedi. Aynı yetkilinin, “Tüm stratejimiz, en kabiliyetli güçlerle birlikte çalışmaya odaklanıyor. Bazen bu güçler anlaşamıyorlar ancak aralarında anlaşmazlıkları azaltmayı amaçlıyoruz” şeklindeki sözlerini de aktaran Guardian, “Bu çerçevde ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Antony Blinker’in başkanlığındaki heyet Ankara’ya gitti. Görevleri, Türkleri yatıştırmak ve IŞİD’in kaleleri olan Rakka ve Dabık ile Irak’taki Musul’u ele geçirme planlarına yönelik olarak Türkiye’nin desteğinin sürmesini sağlamaktı. ABD yetkilileri, SDG’yi silahlardırmanın Rakka’ya nihai darbe indirmenin tek yolu olduğuna Erdoğan’ı ikna etmeyi umuyorlar. Ankara da El Bab’ı IŞİD’tan almak amacıyla Fırat Kalkanı sınır ötesi operasyonunun öncülüğünü yapan ÖSO birliklerine destek için Türk askerlerini Dabik’e konuşlandırmayı değerlendirdi” şeklinde kaydetti. Daha çok silah talep eden, YPG’nin Cenevre görüşmeleri masasına oturmak istediğini, bunun Ankara için ise kırmızı çizgi oluşturacağını belirten İngiliz gazetesi, “ABD, dengeleme hareketini, Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin, Temmuz’daki dareb girişiminden sonra zaten sallantı olduğu bir arada deniyor” diye yazdı. Üst düzey bir ABD Yönetimi yetkilisinin, “Türklerin bizim SDG ile ilişkimiz konusunda asla mutlu olmayacaklarını düşünüyorum. Ancak, yaşa ve yaşat türünden bir düzenlemeyi tesis etmeyi amaçlıyoruz ve IŞİD’le mücadeleyi koordine etmek istiyoruz. Sevkiyat, SDG’nin Arap unsurlarına yapılıyor. Silahlar YPG’nin eline geçerse eğer, bu bizim niyetimiz değil ve şimdiye kadar böyle bir şey olduğunu görmedik. Oyun değiştirici teknolojiden söz etmiyoruz. Savaşcılara, Türklerle herhangi bir çatışmada kendilerine kantitatif avantaj sağlayacak hiçbir şey vermiyoruz” şeklinedki sözlerini aktaran Guardian, bir YPG komutanının, “Kürtlerin Rakka operasyonuna katılmak için koşullarının var. Bunların arasında da El Bab’dan geçecek koridor bulunuyor. Komutan dedi ki henüz silah almadık ve Amerikan hükümetinden yanıt bekliyoruz” sözleriyle haberini noktaladı. FINANCIAL TIMES: “ERDOĞAN, KRİZ MODUNA BAĞIMLI HALE GELDİ” Financial Times gazetesi Türkiye’de son gelişmeler ışığında OHAL’in uzaltılması tartışmaları ve lira-dolar paritesiniele aldığı haberinde, Erdoğan’ın kriz moduna bağımlı hale geldiği yorumunu yaptı. Dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın muhtarlara yaptığı konuşmada, olağanüstü hali süresiz uzatma işareti vermesiyle lira-dolar paritesinde üç liralık psikolojik sınırın aşıldığını belirten İngiliz Financial Times gazetesi, Erdoğan’ın, ‘Ülkenin olağanüstü halin uzatılmasını destekleyeceğine inanıyorum. Bir yıl bile Türkiye için yeterli olmayabilir’ şeklindeki sözlerini de aktardı. İngiliz gazetesi haberini, Avrasya Grubu analisti Mujtaba Rahman’ın, “Bu gelişmeler, hükümetin günlük faaliyetleri yönetmek için giderek ‘kriz moduna’ giderek daha bağımlı hale geldi. Olağanüstü hal Erdoğan’a daha fazla yetki verse de, buna bağımlılığı tehditlere açık olduğunu hissettiğini gösteriyor. Erdoğan uygulamadaki güçlerini kaybederse kazanacaklarının, kaybedeceklerinden daha fazla olduğunu hesaplıyor” şeklindeki değerlendirmelerini aktararak noktaladı. JERUSALEM POST: “PERES’İN CENAZE TÖRENİNE SADECE DIŞİŞLERİ YETKİLİSİ KATILDI” Jerusalem Post gazetesi, Çarşamba günü ölen İsrail eski Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in cenaze törenine çok sayıda dünya liderininin katıldığına dikkat çektiği haberinde, “Türkiye ise sadece Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey yetkilisi tarafından temsil edildi” diye yazdı. İsrail’de yayınlanan Jerusalem Post gazetesi, ‘one minute’ olayını da anımsattığı haberinde, “Cenaze törenine 70’den fazla ülkenin heyet gönderdi. Katılımcılar arasında 20’den fazla cumhurbaşkanı, 10 başbakan, 20’den fazla dışişleri bakanı, beş savunma bakanı ile çok sayıda diğer bakan ve bakan yardımcısınının yanısıra bir İspanya kralı, bir İngiliz prens ve bir Lüksemburg düşesi bulundu” şeklinde kaydetti. ABD Başkanı Barack Obama’ın törene katıldığına da dikkat çeken gazete, “ABD Başkanlarışimdiye kadar sadece altı liderin cezane töreninde hazır bulundu.Bu liderler Winston Churchill, Enver Sedat, Yitzhak Rabin, Ürdün Kralı Hüseyin, Papa 2.John Paul ve Nelson Mandela” dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu bizzat telefonla aradığını kaydeden İsrailli gazete, “Türkiye cenaze töreninde ise sadece Dışişleri Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili ile temsil edildi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail ordusunun Gaze Şeride’deki Hamas karşıtı operasyonundan sonra Ocak 2009’da Davos’daki Dünya Ekonomik Forumu sırasında düzenlenen bir panelden Peres ile sert bir tartışmadan sonra öfkeli biçimde ayrıldı. Erdoğan, Peres’e ‘Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz’ dedi” ifadeleriyle haberini noktaladı. DEUTSCHE WELLE: “DARBE GİRİŞİMİ EĞİTİMDE DE DEPREM ETKİSİ YARATTI” Deutsche Welle, Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin pek çok alanda olduğu gibi eğitimde de deprem etkisi yarattığını kaydetti. Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle, Türkiye’de 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin pek çok alanda olduğu gibi eğitimde de deprem etkisi yarattığını belirttiği haberinde, “Darbenin başarısız olmasının ardından hükümet, son 2,5 ayda kamu ve özel sektörde çalışan 50 bin öğretmene ve 2 bin 349 akademisyene görevden el çektirdi. Bu nedenle eylül ayı ortasında okulların açılması ile birlikte, yüzlerce okulda öğretmen açığı yaşanıyor. Hükümet ise eğitimdeki öğretmen açığını kapatmak için 10 Ekim’de 20 bin sözleşmeli öğretmenin atamasını yapmaya hazırlanıyor. Bu arada yalnızca FETÖ ile ilişkilendirilen öğretmenlerin değil, muhalif kimliğe sahip sol görüşlü öğretmenlerin de açığa alınması, AKP’nin eğitimde kadrolaşmaya çalıştığı iddialarını da gün yüzüne taşıyor” ifadelerini kullandı. “Bin öğretmenden 9 bin 800’ü sol görüşlü Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Eğitim Sen’in üyesi. Eğitim Sen üyesi öğretmenler, 21 Aralık ve 29 Aralık’ta gerçekleştirilen barış eylemlerine katılmak ile suçlanıyor. Hükümet bu tarihlerde yapılan grev ve mitinglerin “PKK’ya yardım” amacı taşıdığı iddiasında” diyen Alman yayın kuruluşu, “Özellikle Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Türkiye’nin doğusundaki kentlerde açığa alınan öğretmen sayısı hayli yüksek. Örneğin yalnızca Diyarbakır’da açığa alınan öğretmen sayısı 4 bin 285’e ulaşmış durumda. Açığa alınan öğretmenler nedeni ile eğitim öğretim yılına sorunlu başlayan bir diğer il de Türkiye’nin en doğu ucunda yer alan Van. Darbe girişiminden bu yana, kentte açığa alınan öğretmenlerin sayısı 765. Bu öğretmenlerin yüzde 90’dan fazlasını Eğitim-Sen’li öğretmenler oluşturuyor” şeklinde kaydetti. Deutsche Welle şöyle devam etti: “Bölgenin hem turizm hem de ticaret merkezi olan Van, son yıllarda aldığı göçlerle giderek artan bir nüfusa ev sahipliği yapıyor. 12 Eylül’de PKK tarafından AKP İl Binası’na gerçekleştirilen bombalı saldırının şokunu henüz üstünden atamamış olan kentte, sessizlik hakim. Demokratik Bölgeler Partili (DBP) 4 ilçe belediyesine kayyum atanması sonrasında PKK’nın bombalı eylemlerinin merkez üslerinden biri haline gelen Van’da insanlar tedirgin. AKP il binasına yapılan saldırıların izleri hala canlılığını koruyor”. Halkın ‘yeni bir saldırı olacak mı’ endişesine, son 10 günde ders zilinin öğretmensiz çalması eklenmiş durumda olduğunu bildiren Deutsche Welle, “Zira öğretmensiz geçen dersler nedeniyle eğitimde ciddi aksaklıklar söz konusu. Pek çok aile, boş geçen dersler nedeni ile çocuklarını okula göndermezken, kent merkezindeki bazı okul bahçelerinin tenhalığı da bu tabloyu doğruluyor” diye yazdı. Adını vermek istemeyen bir öğrenci velisinin, ‘Eğitimde zaten zayıf olan bir bölgedeyiz. Bir de bu olaylar nedeniyle çocuklarımız batıdaki öğrencilerden daha da geri kalıyor’ şeklindeki sözlerini aktaran Deutsche Welle, “Öte yandan açığa alınan öğretmenlerin durumu da bir başka gerilim konusu. Zira bine yakın öğretmenin bir anda açığa alınması, öğretmen ailelerini maddi olarak hayli sıkıntıya sokmuş durumda. Üstelik bazı ailelerde hem anne hem de babanın öğretmen olması ve her ikisinin de görevden alınması, büyük mağduriyetler yaşanmasına neden oluyor” dedi. “Kentte açığa alınan öğretmenler, geçen hafta toplu olarak Valiliğe giderek itiraz dilekçesi vermek istedi. Ancak, güvenlik güçleri öğretmenlerin konvoy halinde Valilik’e gitmesine izin vermedi. Daha sonra küçük bir grupla itiraz dilekçelerini Valilik’e sunan öğretmenler, bir an önce sınıflarına dönmek istediklerini dile getiriyorlar” diyen Deutsche Welle, Eğitim-Sen Van Şube Başkanı Gülcan Korkmaz Sağyiğit’in, Eğitim-Sen’li öğretmenlerin açığa alınmasının arkasında hükümetin kendisine muhalif kesimleri susturma isteği yatıyor. Bizi bir gün grev yaptığımız için ‘eğitimi aksattınız’ diyerek açığa aldılar. Ama oluşan öğretmen eksiği nedeniyle öğrencilerimizin eğitimi haftalardır aksıyor. Şimdi bunun suçlusu biz miyiz?’ şeklindeki sözlerine de haberinde yer verdi. Van’ın hemen güneyinde yer alan ve devlet güçleri ile PKK arasındaki çatışmaların en yoğun yaşandığı kent olan Hakkari’de de eğitim sezonunun sancılı başladığını vurgulayan Deutsche Welle, “Ancak bu sancının gerekçesi öğretmen açığı değil, giderek tırmanan çatışma süreci. Kentte FETÖ soruşturmaları veya PKK’ya yardım iddiası ile açığa alınan öğretmen sayısı Van’a göre çok düşük. Ayrıca, kentte bulunan ‘norm kadro’ öğretmen sayısının fazlalığı da eğitimde ciddi bir aksaklık yaşanmasının önüne geçmiş durumda. Zaten kentin gündemi de eğitim değil, bölgede sıcaklığı her geçen gün artan çatışmalar” dedi. Devlet birkaç haftadır, Hakkari kırsalında binlerce asker ile operasyon yürüttüğünü ve PKK’nın ise bu operasyonlara karakol baskınları, koruculara yönelik saldırılar ve kent merkezlerine yakın noktalardaki bombalı eylemlerle yanıt verdiğini kaydeden Deutsche Welle şöyle devam etti: “Etrafını saran tepelerdeki dev karakollar ile 24 saat gözlenen Hakkari kent merkezi ise görece olarak sakin. Kayyum atanan 2 il belediyesinden biri olan Hakkari’de, belediye binası, özel harekat timleri ve panzerler ile sarılmış durumda. Belediye binasının askerler tarafından kuşatılmasını çatık kaşlarla izleyen Hakkarililerin bakışları ise, kentte sükunetin ne kadar bıçak sırtı bir durumda olduğunun göstergesi. Sonuç olarak, ülke genelinde açığa alınan 20 bin öğretmenin durumu belirsizliğini koruyor. Görevlerine iade mi edilecekler yoksa meslekten men mi edilecekler, gerçekleştirilen soruşturmalar sonucunda ortaya çıkacak. Hükümet ise, öğretmen açığına karşı binlerce yeni atama yapma hazırlığında. MEB’in ‘norm fazlası’ olarak tanımlanan, yani tam zamanlı çalışmasa da ücret alan 41 binin üzerinde öğretmeni bulunuyor. Hükümet şimdi bu öğretmenleri tam zamanlı olarak görevden alınan öğretmenlerin yerine atamaya hazırlanıyor. Bu arada yeni atanacak 20 bin öğretmen için gerçekleştirilen ‘mülakat süreci’ de 28 Eylül’de tamamlandı. Ancak, mülakat sürecinde AKP’ye yakın öğretmen adaylarına öncelik tanındığı yönündeki iddialar, hükümetin eğitim alanındaki kadrolaşma çabası olarak yorumlanıyor”. WALL STREET JOURNAL: “TÜRKİYE VE İNGİLTERE ARASINDA BORIS JOHNSON’IN DEDİĞİ GİBİ DEVASA ANLAŞMA OLMAYACAK” Wall street Journal gazetesi, İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın Ankara ziyareti sırasında Türkiye ve İngiltere arasında ‘yeni devasa bir serbest ticaret anlaşması’ açıklamasına dikkat çektiği haberinde, “Ancak onlardan biri şudur: Birleşik Kraliyet’in Türkiye ile devası bir serbest ticaret anlaşması olmayacak” dedi. Amerikan iş çevrelerinin gazetesi Wall street Journal, Johnson için geveze nitelemesi yaptığı haberinde, “İngiltere için AB ile nasıl bir ilişkinin olacağı kararlaştırılmadan önce kesin olan pek az şey var. Ancak onlardan biri şudur: Birleşik Kraliyet’in Türkiye ile devası bir serbest ticaret anlaşması olmayacak” diye yazdı. “Birleşik Kraliyet’in gelecekte AB ile bağları, Beyaz Siyah meselesi değil” diyen ABD’li gazete “İngiltere’de Brexit referandumudan sonra Başbakanlığa getirilen Theresa May’nin AB ile olası ilişkileri geniş bir yelpazede müzakere etmesi gerekir. Boris Johnson’un Ankara ziyareti sırasında ülkesi ile Türkiye arasında yeni devasa bir serbest ticaret anlaşması için hazırlıklarının başlayabileceğini söyledi.Esasen, Başbakan Theresa May Birleşik Kraliyet’in Brexit’ten sonra AB ile ne gibi bir ilişki tesis etme istediğine karar verinceye kadar Britanya’nın gelecekteki ticari ilişkilerine dair kesin biçimde söylenebileceği pek az şey var.Ancak onlardan biri şudur: Birleşik Kraliyet’in AB’den ayrıldıktan sonra Türkiye ile devası bir serbest ticaret anlaşmasının olmayacak. Aslında Ankara’nın, taraflarının ortak bir tarife sistemini paylaştığı AB gümrük birliğinin bir parçası olduğu için tarifeleri indirmek için mini bir anlaşması bile olmayacak. Bu demek ki Türkiye, mal ticareti için bağımsız anlaşmaları müzakere etmek için özgür değil ve esasen AB’nin Birleşik Kraliyet ile yapacağı herhangi bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kalacak” şeklinde kaydetti. Sayın May konu ile ilgili olarak kararı verdiğinde onun geveze dışişleri bakanı gibi bir hata yapması beklenemez” yorumunda bulunan gazete, “Ancak Sayın Johnson’un ifadeleri, Muhafazakarlarının geleceğe ilişkin gönderdikleri karışık mesajların iyi bir örneğidir. Bu durum, "23 Haziran’da yapılan referandumun AB konusunda Muhafazakar Partisi’nde gözlenen görüş ayrılıklarını çözmediği gibi Brexit konusunda eskiden fikir birliği içinde olanları bile böldüğünün işaretidir” yorumuyla haber analizini noktaladı. DIE WELT: “MÜLTECİ ANLAŞMASININ MİRASI AB’Yİ UYARDI” Türkiye ve AB arasındaki mülteci anlaşmasının mimarı ve Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı Gerald Knaus, anlaşmanın çökme tehlikesine karşı uyardı. Avrupa İstikrar Girişimi (ESI) Başkanı Gerald Knaus, mülteci anlaşmasının bozulabileceği uyarısında bulunarak "Eğer göçmenlerin Yunan adalarından Türkiye’ye gönderilmesi başarılamazsa Türkiye - AB anlaşması çöker. Bu nedenle Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke olarak bu insanlara adil bir iltica süreci sunabileceğini kanıtlaması gerekiyor" dedi. Die Welt gazetesine konuşan Knaus, anlaşmaya uyulan her haftanın AB’nin faydalanması gereken bir hediye olduğu değerlendirmesinde bulundu. Knaus, "bu yaz umutsuzluk duygusuyla Yunanistan’a her gün 50’den az kişinin geldiğini ifade etti. Knaus, “Şu sıralar Türkiye’nin anlaşmayı gevşettiği fark ediliyor, temmuz ayından ağustosa kadar Yunanistan’a iki kat fazla mülteci geçti” şeklinde konuştu. Avrupa İstikrar Girişimi Başkanı Knaus, “Eğer Yunanlar birkaç bin insanı Türkiye’ye geri gönderme stratejisi olmadan adalardan anakaraya getirirse bunu birkaç haftada bir tekrarlaması gerekir” şeklinde konuştu. Knaus, geçen mart ayında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan mülteci anlaşmasının mimarlarından biri olarak gösteriyor. Mülteci anlaşması, mülteci statüsü verilmeyen sığınmacıların Türkiye’ye geri gönderilmesini öngörüyor. Avrupa Birliği ülkelerinin de geri gönderilen her Suriyeli karşılığında yasal yollarla Türkiye’deki Suriyelilerden birini kabul etmesi planlanıyor. Avrupa Birliği, mülteci anlaşmasının uygulanması karşılığında Türkiye’ye 72 kriteri yerine getirmesi durumunda vize muafiyeti sağlanması sözü vermişti. USA TODAY: “TRUMP BAŞKANLIK İÇİN UYGUN DEĞİL” AMERİKA’da yayın yapan USA Today gazetesi, Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’a karşı yarışan Cumhuriyetçi Parti adayı işadamı Donald Trump’ın, ‘ABD Başkanlığı için uygun biri olmadığını’ açıkladı. Yayın hayatına başladığından bu yana ABD başkanlık seçimlerinde taraf tutmayan USA Today gazetesi, 34 yıllık geleneğini yıktı. USA Today Yayın Kurulu, ABD’de 8 Kasım’da yapılacak seçimlerde, Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’a karşı yarışan Cumhuriyetçi Parti adayı işadamı Donald Trump’ın, ‘ABD Başkanlığı için uygun biri olmadığını’ açıkladı. ABD’de yayınlanan gazetenin yayın kurulu tarafından yapılan açıklamada, ‘Yayın hayatımız boyunca başkanlık seçimlerinde taraf tutmadık. Bunun yerine, önemli konular hakkındaki görüşlerimizi okurlarla paylaştık. Ancak bu yılki başkanlık seçimlerinde, sorun aralarında önemli ideolojik farklılıklar bulunan iki parti adayı ile ilgili değil. Bu seçimlerde, adaylardan bir, Cumhuriyetçi Partili aday Donald Trump’ın ABD Başkanlığı için uygun kişi olmadığına Yayın Kurulu olarak oybirliğiyle karar verdik’ dedi. Yaklaşık 15 ay önce ABD Başkanlığı için adaylığını açıkladığı zamandan, iki gün önce rakibi Hillary Clinton ile yaptığı ‘Başkanlık Tartışması’na kadar geçen süre içinde Trump’ın ABD’nin gerek duyduğu başkanlık için mizacı, bilgisi, dürüstlüğü olmadığını defalarca sergilediğini savunan USA Today Yayın Kurulu’nun ı açıklamasında ‘Trump, kayıtsız kalma yada cehalet yüzünden 2. Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana, tüm başkanlar tarafından tapılan temel taahhütlere ihanet etti. Bu taahhütler, NATO müttefiki ülkelere koşulsuz destek, Rusya’nın saldırgan tavrına kararlıca karşı durmak ve ABD’nin borçlarını iyileştirme gibi konularda mutlak kesinlik içermektedir. Ancak Trump, otoriter liderlere karşı hayranlığı ve anayasal korumalara karşı aldırışsızlığını bir çok kez dile getirdi’ görüşlerine yer verildi. USA Today Yayın Kurulu, Trump’ın tutarsız, dış politika konusunda bilgisiz, saldırgan ve uyumsuz, göçmelere ve Müslümanlara karşı ön yargılı, iş hayatının karanlıklarla dolu olduğunu dile getirdi. Yayınlanmaya başladığı ilk günden sonra, 34 yıl boyunca hiçbir başkanlık seçiminde Demokrat Parti yada Cumhuriyetçi Parti adaylarına karşı eşit mesafede bulunan USA Today’in açıklaması ABD kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. DEUTSCHE WELLE. “ABD VE RUSYA ARASINDA İPLER KOPUYOR” ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye konusunda Rusya ile görüşmeleri sona erdirmenin eşiğinde olduklarını söyledi. Rusya ise ABD’yi teröristlerin arkasında olmakla suçladı. Suriye’nin Halep kentindeki bombardıman nedeniyle ABD ile Rusya arasında ipler kopma noktasına geldi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Halep’teki harekat nedeniyle Rusya ile görüşmeleri sona erdirmenin eşiğinde olduklarını belirterek, "Müzakereleri askıya almanın eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum. Bu tür bir bombardıman yaşanırken oturup birşeyleri ciddiye almaya çalışmak gerçekçi değil" diye konuştu. Kerry, ABD’nin diğer seçenekleri değerlendireceğini kaydetti. ABD Dışişleri Bakanı, bir gün önce yaptığı açıklamada Rusya’dan Halep’e bombardımanın durdurulmasını istemiş, aksi takdirde görüşmeleri sona erdireceklerini açıklamıştı. Rusya’dan ise bombardımanın sürdürüleceği yanıtı gelmişti. Washington’dan yapılan açıklamalara Rusya’dan da Perşembe günü sert yanıt geldi. Rus yetkililer ABD’yi, Suriye’de teröristlerin arkasında olmakla suçladı. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby’nin ‘Suriye’de Amerikan-Rus işbirliğinin çökmesinin aşırılıkçı güçlerin yükselişine ve Rusya’ya yönelik saldırılara yol açacağı’ ifadesinin Moskova’da öfke yarattığı ve ‘ABD’nin Rusya’ya yönelik terörist saldırılara teşvik ettiği’ şeklinde değerlendirildiği belirtiliyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, “Bu açıklamaları eyleme geçme talimatından farklı birşey olarak değerlendirmemiz mümkün değil” açıklaması yaptı. Savunma Bakanlığı sözcüsü İgor Konaşenkov da Kirby’nin açıklaması ile ilgili olarak, “Suriye’de sözde iç savaş halindeki tüm muhaliflerin ABD kontrolündeki uluslararası terör ittifakı olduğuna dair Amerikan tarafının şimdiye kadarki en dürüst itirafı” değerlendirmesinde bulundu. Kirby, çarşamba günü, Suriye’de Rusya ile işbirliğinin sona ermesi durumunda ne olacağına dair soruya, “Aşırılar ve aşırı gruplar oradaki boşluğu doldurmaya devam edecekler. Bu da şüphesiz Rusya’nın çıkarlarını, hatta belki Rus kentlerini hedef alan saldırıları da içerecektir. Rusya, askerlerini evlerine ceset torbaları içinde yollamaya devam edecektir” yanıtını vermişti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ANKARA'NIN ORHAN VELİ'Sİ...

AYDIN OPORTÜNİZMİ VE PROLETARYA SOSYALİZMİ...

CUMHURİYETİN YEŞİL ANITI: GENÇLİK PARKI