DIŞ BASIN BÜLTENİ 7 EKİM 2016
WASHINGTON POST: “TWİTTER, TÜRKİYE’NİN TALEPLERİNE DAHA GÜÇLÜ DİRENMELİ”
Washington Post gazetesi, Twitter’in Türkiye’nin taleplerine daha güçlü biçimde direnmesini istedi.
Amerikan Washington Post gazetesi, Twitter’in Türkiye’nin taleplerine daha güçlü biçimde direnmesi gerektiğini vurguladığı haberinde, “Türkiye’de darbe girişimi sonrası alınan önlemler de dijital dünyaya yönlendi. Twitter’a baskı yapıldı. Twitter, Türkiye’nin taleplerine yeterince direnmiyor” dedi.
Türkiye’deki OHAL’in üç ay uzaldığına da dikkat çeken ABD’li gazete, “Darbe girişimi sonrası alınan önlemler kapsamında 30 bin kişi tutuklandı ve 100 bin kadar kişi suçlandı. Ayrıca,Türkiye, gazetecileri susturması için Twitter’e baskı yapıyor. Twitter daha güçlü bir biçimde direnmeli. Twitter, ifade özgürlüğü için güçlü bir kuvvettir. Twitter geçerli ve uygun biçimde tanımlanmış bir talep aldığı zaman ülkenin yasalarını takip ettiğini söylüyor. Ancak bir yasanın siyasi ifadeyi susturmak için kullanıldığı zaman ne olacak? Türkiye, Twitter’in şeffaflık raporlarına göre bu yılda dünyanın en sık hesap kısıtlama talebinde bulunan ülke oldu. Twitter, Türkiye’nin 14 bin 953 hesaba ilişkin 2 bin 493 talebinin yüzde 23’ünü yerine getirdi. Twitter, diğer kapalı toplumlar gibi Türkiye’de de yasaların, özgürlükleri korumaktan çok sık sık sınırlamak için kullanıldığını görmelidir. Twitter’ınbir baskı aleti haline gelmemesi gerekir” diye yazdı.
WALL STREET JOURNAL: “TÜRKİYE VE İRAN, SURİYE SAVAŞINA RAĞMEN YAKINLAŞTI”
Wall Street Journal gazetesi, Türkiye ve İran’ın Suriye savaşına rağmen yakınlaştığını yazdı.
Amerikan Wall Street Journal gazetesi, ‘Suriye Savaşına Rağmen Türkiye ve İran Yakınlaşıyor’ başlığını kullandığı haberinde, “İki ülke Suriye konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen ortak bir gündemi olduğu alanlarda odaklanma kabiliyeti gösterdi. İki ülke arasındaki bu yakınlaşma bölgedeki kargaşanın kolayca bir mezhep ihtilafı olarak nitelenemeyeceğinin göstergesi” dedi.
Son haftalarda Suriye’de İran destekli unsurların Halep kentinin kontrolü için Türkiye’nin desteklediği isyancılarla savaşırken savaşın en kanlı dönemlerinden birini yaşadığına ve bu çatışmalar olurken İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in iki ay içinde Türkiye’ye ikinci ziyaretini yaptığına yer veren ABD’li gazete, “Bu yılın daha erken bir tarihinde başlayan ve Temmuz ayında Türkiye Cumhurbaşkanı Recey Tayyip Erdoğan’a karşı gerçekleştirilen başarısız darbeden sonra hız kazanan, nüfusu çoğu Sünni olan Türkiye ile İran’ın Şii teokrasi arasındaki yakınlaşması, bölgenin kargaşasının kolayca bir mezhep ihtilafı olarak nitelenmesine bir meydan okuma oluşturuyor” diye yazdı.
Türkiye ile İran arasındaki yakınlaşmasının, aynı zamanda bu iki bölgesel gücün Suriye’nin geleceğine ilişkin görüş ayrılıklarını bölmelere ayırarak ortak bir gündemi paylaştıkları alanlara odaklanabilme kabiliyetlerini de gösterdiğini belirten ABD’li gazete, “Ancak bu açılımlar, sürpriz olmayan biçimde eskiden Türkiye’yi bir müttefik olarak düşünen ülkelerde rahatsızlık yarattı. Bu rahatsızlığın hissedildiği ülkeler arasında Batı ve İran’ı varoluşal bir düşman olarak gören Sünni Arap Devletleri de var” şeklinde kaydetti.
Türkiye’nin yürüttüğü politikanın Körfez ülkeler ile ilişkileri bozayacağı anlamına gelmediğini kaydeden gazete, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bir Nayif’in geçtiğimiz günlerde Ankara’ya yaptığı ziyareti de hatırlattığı haberinde, “Türkiye ile İran’ı yakınlaştıran sorunların bir örneği de iki ülkenin iç sorunları nedeniyleSuriye’nin kuzeyi ve doğusundaki PKK’ya bağlı Kürt milislerin son bir yılda elde ettiği toprak kazanımlarından memnun olmaması” dedi.
Türkiye’nin İran’ı Suudi Arabistan ve diğer Sünni Arap krallıklarından farklı gördüğünü ifade eden gazete haberini bir uzmanın, “Bölgenin tüm Sünni ülkeleri arasında Türkiye, İran’ın şii doğası konusundaki takıntısı en az olanıdır” şeklindeki görüşlerini aktararak noktaladı.
DEUTSCHE WELLE: “İNCİRLİK’TEKİ TORNADO JETLERİNE UÇUŞ YASAĞI”
Alman ordusu teknik bir arıza nedeniyle Tornado tipi keşif uçaklarına uçuş yasağı getirdi. İncirlik Hava Üssü’nde NATO misyonu çerçevesinde görev yapan Alman birlikleri de bu uçuş yasağından etkilendi.
Alman ordusunun Tornado tipi keşif uçaklarına getirdiği uçuş yasağının nedenleri hakkında henüz yeterli bilgiye ulaşılamadı. Alman Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada, çarşamba günü bu uçaklara ait parçalardan birinde teknik arıza tespit edildiği belirtildi. Fakat ayrıntılı bilgi verilmedi.
Açıklamada, insanların tehlikeye atılmaması ve maddi zararın oluşmaması için elektronik sistemi ASST A3 tipi olan bütün Tornado uçaklarına uçuş yasağı getirildiği ifade edildi. Açıklamada ayrıca sorunun giderilmesi için çalışıldığı kaydedildi.
Tornado keşif uçaklarına getirilen kalkış ve uçuş yasağı, IŞİD’e karşı yürütülen NATO misyonunda yer alan Alman birliklerini de etkiledi.Türkiye’deki İncirlik Hava Üssü’nde bulunan altı Tornado pistte kaldı. Yaklaşık 250 Alman askerinin görev yaptığı İncirlik Üssü’nde Alman ordusuna ait bir adet yakıt ikmal uçağı bulunuyor. Bu uçakta arıza tespit edilmediği için yakıt ikmak görevine devam edildiği bildirildi.
İncirlik Üssü’nde bulunan Tornado’larda bu yılın başında da arıza tespit edilmişti. Kokpit kısmındaki aydınlatmalarda tespit edilen sorunun software’den kaynaklandığı belirlenmiş ve arıza giderilmişti.
IRAK, TÜRKİYE’Yİ BM’YE ŞİKAYET ETTİ
Türk askerinin ülkeden bir an önce, koşulsuz çıkmasını talep eden Irak, Birleşmiş Milletler’e (BM) bir mektup sundu.
Irak’ın BM Daimi Temsilcisi Muhammed Ali El Hakim tarafından sunulan mektupta, Türk askerlerinin Irak’ta bulunması ve TBMM’de alınan sınır ötesi harekat tezkeresi kararının BM Güvenlik Konseyi’nde görüşülmesi istendi.
Mektupta ayrıca, Musul operasyonunun yaklaşması nedeniyle uluslararası alanda Irak’a verilen desteğin artırılması da talep edildi.
Meclis’ten geçen sınır ötesi harekat tezkeresi ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘Musul’a kimse giremez’ sözlerinin ardından Irak’la Ankara-Bağdat hattı daha da gerilmişti.Irak meclisi Musul yakınlarındaki Başika’da bulunan birliği nedeniyle Türkiye’yi ‘işgalci’ ilan etmeye hazırlandığını açıklamış, Ankara, Irak meclisinin kararını ‘şiddetle protesto edip’ kınamıştı.
IŞİD karşıtı koalisyonda görevli ABD’li komutanı albay John Dorrian ise Irak topraklarında bulunan Türk askerinin koalisyon güçlerine dahil olmadığını söyleyip ‘Türk ordusu izinle gelmemiştir ve illegaldir’ demişti.
Irak Başbakanı Haydar El Abadi de Irak topraklarında bulunan Türk askeriyle ilgili ‘Türklerin macerasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinden korkuyorum’ ifadesini kullanmıştı.
Son olarak da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, ‘Irak’ta yapılması planlanan operasyonlar Irak hükümeti önderliğinde olacak. Türk askerinin bu operasyonlarda yer alıp almayacağıysa Irak yönetimine bağlı’ demişti.
Başbakan Binali Yıldırım ise ‘Irak hükümeti ne derse desin Türk askerinin varlığı devam edecek” diyerek, Irak ve ABD’ye meydan okumuştu.
JERUSALEM POST: “İSRAİL; SİYASİ DEĞİL, KIDEMLİ DİPLOMAT ATAYACAK”
Jerusalem Post gazetesi, İsrail ve Türkiye’nin üç hafta içinde karşılıklı olarak yeni büyükelçileri belirleyeceklerini belirttiği haberinde, İsrail Dışişleri Bakanlığı Atama Komitesi’nin yeni Ankara Büyükelçisini belirlemek üzere 27 Ekim’de toplanacak olmasının, yeni büyükelçinin bir siyasi atama değil, kıdemli bir diplomat olacağının işareti olduğunu yazdı.
Türkiye de aynı gün İsrail Büyükelçisinin ismini vermesinin beklendiğini kaydeden İsrailli Jerusalem Post, “İki ülke karşılıklı olarak büyükelçi atamaları 2010 yılındaki Mavi Marmara olayı üzerine ilişkilerin çatlamasından altı yıldan resmen yeniden kurulacak. Dışişleri Bakanlığı Atama Komitesi’ne Genel Sekreteri Dore Gold başkınlık ediyor. Komitenin bu konuda toplanması, yeni büyükelçinin muhtemelen Dışişleri Bakanlığı’nın içinden geleceğinin, dışarından yapılan bir siyasi atama olmayacağının bir işaretidir. Türkiye ile ilişkilerin durumu gözönünde tutulduğunda bu görev, dünyanın en hassas görevlerinden biridir ve bu göreve Türkiye konusunda tecrübesi olan kıdemli bir diplomat getirilmesi beklentisi bulunuyor” ifadelerini kullanarak haberini noktaladı.
10 SORUDA AB SINIRLARININ KORUNMASI
Yeniden yapılandırılan AB Sınır Koruma Ajansı Frontex, yeni görevine Bulgaristan’ın Türkiye sınırında başladı. Peki Frontex’de ne değişti?
AB Sınır Koruma Ajansı Frontex yeniden yapılandırılarak Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı Frontex adını aldı. Yetki ve görev alanı genişletilen Frontex, yeni misyonuna perşembe günü Bulgaristan’ın Türkiye sınırında düzenlenen törenle başladı. Peki yeniden yapılandırılan Frontex’de ne değişti? Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı’nın görev ve yetkileri ne olacak? Bu konuyla ilgili akla gelen sorular ve yanıtları şöyle:
Frontex’in yeniden yapılandırılması Türkiye için ne anlama geliyor?
Mülteci akınından yoğun bir şekilde etkilenen Yunanistan, Türkiye ile olan sınırı daha iyi korumadığı için diğer Avrupa Birliği (AB) üyelerinin eleştirilerine neden oluyordu. Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı sayesinde AB dış sınırlarının daha etkin bir şekilde korunması bekleniyor. Ajans ilk etapta Bulgaristan sınırında göreve başlayacak. Yeniden yapılanan Frontex’in Bulgaristan’ın Türkiye sınırına yaklaşık 120 sınır koruma görevlisi göndermesi bekleniyor. Böylelikle Balkan güzergahı üzerindeki sınırın daha iyi korunması hedefleniyor. Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov ülke sınırlarının korunmasında AB’nin desteğini istemişti.
Avrupa Birliği neden dış sınırlarında güvenliği artırmak istiyor?
Mülteci krizi, Yunanistan ve İtalya gibi sığınmacıların ilk ayak bastığı ülkelerin durumla başedebilmekte zorluk yaşadığını ortaya koydu. Avrupa’ya mülteci akını sonucunda aralarında Almanya, Avusturya, Danimarka, İsveç ve Norveç’in bulunduğu Schengen Bölgesi ülkeleri, yeniden sınır kontrolü uygulamasını başlattı. AB’nin dış sınırları iyi korunduğu takdirde, Schengen Bölgesi’nde serbest dolaşımın mümkün olacağı düşüncesiyle, dış sınırların etkin bir şekilde korunması öngörülüyor.
AB Sınır Koruma Ajansı Frontex neden sınırlarda etkin koruma sağlayamadı?
2004 yılında kurulan Polonya’nın başkenti Varşova merkezli Frontex, sınırların korunması için görev yapıyordu. Ancak görev ve yetki alanı oldukça kısıtlıydı. Ajansın bünyesinde sürekli çalışan sınır koruma görevlisi yoktu. Bu nedenle, acil bir durumla karşılaşıldığında üye ülkelerden sınır muhafızı talep ediliyordu. Ancak bu uzun sürüyor ve çoğu zaman ihtiyacı karşılamıyordu. Ayrıca Frontex AB’ye üye en az bir ülkenin talebi ile göreve gidiyordu.
Frontex’in yapısı nasıl değişikler yapıldı?
Frontex bünyesindeki kadrolu personelin sayısı 2020 yılına iki katına çıkartılarak yaklaşık bine ulaşacak. Bunun yanı sıra bu aralık ayından itibaren en az bin 500 sınır koruma görevlisinden oluşan bir ekip kurulacak. Bu ekip acil durumlarda derhal dış sınırların korunması için görevlendirilecek. Ayrıca AB’ye üye ülkelerin desteğiyle misyonlarda kullanılacak donanımın bulunacağı bir havuz oluşturulacak. Ayrıca sınır muhafızlarının, AB’nin dış sınırlarının her yerde aynı standartlara göre kontrol edilmesini garantilemesi öngörülüyor. Bu aynı zamanda terörizmle veya organize suçlarla mücadelenin aynı standartlara göre denetlenmesi anlamına geliyor. Ajansın ayrıca olası tehditler ve görülen eksikliklere ilişkin düzenli olarak analiz yayınlaması planlanıyor.
Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı’nın müdahale yetkisi var mı?
Evet, var. Schengen Bölgesi’ne yönelik tehdit durumunda, AB Komisyonu Frontex’den aldığı bilgiler ışığında AB’ye üye bir ülkenin itirazına rağmen müdahale edilmesine olanak tanıyor. Ancak bu üye ülkelerin iç güvenlik açısından ulusal egemenliğine müdahale sayılabileceğinden, son söz AB Konseyi’nde bulunuyor. Bu konuda kararın çoğunluğun oylarıyla alınması gerekiyor.
Avrupa sınır muhafızlarının üye bir ülkenin itirazına rağmen gönderilmesi mümkün mü?
AB’nin Frontex görevlilerini, yerel polis ve sınır muhafızların işbirliği yapmayacağı bir üye bir ülkeye göndermesi pek mümkün görünmüyor. Burada başka bir sorunla karşılaşılabilir. Eğer üye bir ülke AB Konseyi’nin kararına rağmen yardım istemiyorsa, diğer ülkeler sığınmacıların gelmesini engellemek için Schengen Bölgesi içinde yeniden sınır kontrollerine başlayabilir.
Sınır dışı edilme uygulmasında nasıl değişikler olacak?
Frontex, iltica başvurusu reddedilenlerin ülkelerine geri gönderilmesini hızlandırmak için sınır dışı edilmeleri kendi inisiyatifi ile gerçekleştirebilir. Bunun yanı sıra Frontex’in sınır dışı edilecek kişilere ait belgelerin geldikleri ülkelerden sağlanması için AB’ye üye devletlere destek vermesi planlanıyor.
Sınır muhafızları AB’ye üyesi olmayan üçüncü ülkelerde görev yapabilir mi?
Evet, yapabilir. Bu Kuzey Afrika ülkeleri gibi AB’ye komşu devletlerde görev yapılabilmesi öngörülüyor. Ancak bunun için söz konusu komşu ülke ile Avrupalı sınır muhafızlarının yetki alanlarını düzenleyen ve misyon sırasında temel haklara saygı gösterileceğini garanti eden bir anlaşma yapılması gerekiyor.
Avrupa artık mülteciler için bir “kale” mi olacak?
Bu soruya AB Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Üyesi Dimitris Avramopoulos ‘hayır’ şeklinde yanıt veriyor. Avrupa’nın Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmalara uyduğunu hatırlatan Avramopoulos, ‘uluslararası korumaya ihtiyacı olan herkese kapı açık, ancak yasadışı yollardan gelmek isteyenlere ise kapı kapalı’ dedi.
Frontex yeni yapısıyla ne zaman göreve tam olarak hazır hale gelecek?
Avrupa Sınır ve Sahil Koruma Ajansı bünyesinde görev yapacak acil mühadele ekibinin 6 Aralık’ta göreve başlaması öngörülüyor. 6 Ocak 2017 tarihinden itibaren sınır dışı edilmeyi hızlandıracak ekibin göreve başlaması planlanıyor. Ajansın ocak ve mart ayları arasında, sınırlardaki eksikliklere dair incelemeleri yapması bekleniyor.
UNICEF: “KIZ ÇOCUKLARI, GÜNDELİK İŞLERDE ERKEK ÇOCUKLARA GÖRE YÜZDE 40 DAHA FAZLA HARCANIYOR
UNICEF tarafından 11 Ekim Uluslararası Kız Çocuklar Günü öncesinde yayınlanan rapor, 5 ile 14 yaş arası kız çocukların ücretsiz gündelik ev işleri, su taşımak ve yakacak toplamak için kendi yaşlarındaki erkek çocuklara nazaran yüzde 40 ya da başka bir deyişle 160 milyon saat daha fazla zaman harcadığını ortaya koydu.
Kız Çocuklara İlişkin Verilerin Gücünden Yararlanmak: ‘Eldeki Verilerden Hareketle 2030’a Bakmak’ başlıklı raporda, eldeki verilere göre ev işlerinin orantısız yükü kız çocukların omuzlarına erken yaşlarda biniyor. 5 ile 9 yaş arasındaki kız çocuklar, ev işlerine kendi yaşıtları erkek çocuklara göre yüzde 30, yani günde 40 milyon saat daha fazla zaman harcıyor. Kız çocukların yaşı ilerledikçe iş yükü de artıyor. Örneğin 10-14 yaşlarındaki kız çocuklar ev işleri için erkeklere göre yüzde 50 ya da günde 120 milyon saat daha fazla zaman harcıyor.
Rapor, kız çocukların yaptıkları işlerin daha az göründüğünü ve bu işlere çoğu durumda daha az değer verildiğini de vurguluyor. Raporda, diğer çocuklarınki de dâhil olmak üzere, aile üyelerinin bakımı gibi yetişkin sorumlulukları sıklıkla kız çocuklara dayatıldığı belirtilirken, gündelik ev işleri ile harcanan zamanın, kız çocukların oyun oynama, arkadaşlarıyla sosyalleşme, ders çalışma ve çocukluklarını yaşama zamanlarından çalındığı ortaya çıkıyor. Rapora göre, kimi ülkelerde yakacak toplama ve su taşıma gibi işlerin de kızlara yaptırılması, bu çocukların cinsel şiddete maruz kalma riskini artırıyor.
Raporda ayrıca şu bulgular yer alıyor:
• Güney Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da 10-14 yaşlarındaki kız çocuklar, ev işleri için erkek çocukların hemen hemen iki katı zaman harcamaktadır.
• 10-14 yaşlarındaki kız çocukların ev işlerinde erkeklere kıyasla en ağır yükü taşıdıkları ülkeler Burkina Faso, Yemen ve Somali’dir.
• Toplamda ev işlerine en fazla zaman harcayanlar ise haftada 26 saatle Somali’de yaşayan 10-14 yaşlarındaki kız çocuklardır.
Yorumlar
Yorum Gönder