DIŞ BASIN BÜLTENİ 4 EKİM 2016
FINANCIAL TIMES: “OHAL UZATILDI, LİRA DÜŞTÜ”
Financial Times gazetesi, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 21 Ağustos’ta ilan edilen Olağanüstü Hal’in (OHAL) 3 ay daha uzatılması açıklamasına dikkat çektiği haberinde, Türkiye’de OHAL’in uzatılmasının Türk lirasını düşüşe geçirdiğini belirtti. İngiliz gazetesi ayrıca, Türkiye’deki yatırımcıların darbe girişiminden önce de Erdoğan’ın giderek artan otoriter yönetim tarzı nedeniyle endişeli oldukları, 15 Temmuz’dan sonra bu endişelerinin daha da arttığı yorumunu yaptı.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times, Türkiye’de OHAL’in uzatılmasının Türk lirasını düşüşe geçirdiğine dikkat çektiği haberinde, “Lira dünkü Bakanlar Kurulu sonrasında yapılan açıklamayla Ağustos’tan bu yana dolar karşısındaki en büyük değer kaybını yaşadı” dedi.
Son gelişmelerin ardından Türkiye’deki varlıklarını elinden çıkaran Avrupalı bir yatırımcının, “Anlayamadığımız şu: OHAL’in uzatılma nedeni bunu gerektiren gerçek bir tehdit olması mı yoksa Cumhurbaşkanı’nın OHAL’in getirdiği geniş yetkileri bırakmak istememesi mi... Her ne olursa olsun, Türkiye’yi uzaktan izlemek en iyisi şeklindeki sözlerine de yer veren İngiliz gazetesi, “Türkiye’deki yatırımcılar darbe girişiminden önce de Erdoğan’ın giderek artan otoriter yönetim tarzı nedeniyle endişeliydiler. 15 Temmuz’dan sonra bu endişeleri daha da arttı” diyerek haberini noktaladı.
INDEPENDENT: “HAPİSTEKİ GEÇEN YILIN ‘KAHRAMAN’ PİLOTLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEĞİŞEN HIZLI DİNAMİKLERİN GÖSTERGESİ”
Independent gazetesi, 15 Temmuz darbe girişimi ardından Türkiye’deki tasfiyeleri ele aldı.
Geçen yıl Rus savaş uçağını düşüren iki askeri pilotun ulusal kahramanlar, Türkiye’nin ulusal egemenlik ve şerefinin gerçek savunucuları olarak gösterildiğini ama şimdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı düzenlenen darbe girişiminde yer aldıkları suçlamasıyla hapiste olduklarına dikkat çektiği haberinde, “Bu örnek Türkiye’nin hızla değişen dinamiklerini anlamak için faydalı bir gösterge” diye yazdı.
İki pilotun gözaltına alınmasının uluslararası basının çok dikkatini çekmediğini de belirten Independent, “Bu örnek, Türkiye’nin hızla değişen dinamiklerini anlamak için faydalı bir göstergesi” ifadelerini kullandı.
Rus jetinin düşürülmesini darbe girişimiyle ilişkilendirmenin, hükümetin, Fethullah Gülen’in Türkiye’yi çatışmaya sürüklemeye çalıştığı tezine uyduğu ifade eden İngiliz gazetesi, “15 Temmuz darbe girişimi ardından, Türkiye ordusundaki savaş uçağı pilotlarının yüzde 35’i gözaltına alındı. Yaklaşık 140 yüksek rütbeli asker halen gözaltında. Bu durum ise NATO ile birlikte yürütülen ortak operasyonlara zarar verdi” dedi.
Gazete, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Gülen yapılanmasına dair çalışmaları nedeniyle 2009 yılında hapis cezası verilen eski Hava Kuvvetleri Savcısı Hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok’un, “Gülencilere karşı hareket etmek imkansız hale gelmişti. İstihbarat şeflerinin neredeyse tamamı, askeri hakim ve savcıların yüzde 72’si Gülenciydi” şeklindeki sözlerini aktararak haberini noktaladı.
TIMES: “TÜRKİYE’DEKİ TASFİYELERDEN YABANCILAR DA NASİBİNİ ALDI”
Times gazetesi ABD’li öğretmen Kelsey Dean’in havaalanında gözaltına alınmasına dikkat çektiği haberinde, “Türkiye’de tasfiyelerden yabancılar da nasibini aldı” dedi.
İngiliz Times gazetesi, FETÖ’ye ait bir anaokulunda öğretmenlik yapan ABD’li Kelsey Dean’in, Güney Kore’ye gitmek üzere ülkeden ayrılırken havaalanında gözaltına alınmasına, sınır dışı edilmesine ve hakkında ömür boyu Türkiye’ye giriş yasağı konulmasına yer verdiği haberinde, Türkiye’de tasfiyeden yabancıların da nasibini aldığını yazdı.
Şimdi ABD’ye dönmüş olan 25 yaşındaki öğretmenin, “Kontratlı bir İngilizce öğretmeniyim. Türkçem çok zayıf. Hiçbir dini inancım yok ve bırakın başka ülkeleri ABD politikasına bile ilgi duymadım. Bütün yaptığım, küçük çocuklara hayvanlarla ilgili birşeyler anlatmak ve onlara içini boyayacakları kağıtları dağıtmak” şeklindeki sözlerini aktaran Times gazetesi, “Dean bir iş bulma acentası aracılığıyla Gülen Cemaati takipçilerinin açtığı bu anaokulunda iş bulmuş ve kopacak siyasi fırtınaların hiç farkında olmamış” dedi.
Cemaate ait bir anaokulunda 20 ay öğretmenlik yapan Kelsey Dean geçen hafta Güney Kore’deki yeni görevine geçmek üzere ülkeden ayrılırken havaalanında durdurulmuş ve gözaltına alınmıştı.
ALJAZEERA: “ABD’DEN FETHULLAH GÜLEN KONUSUNDA SES YOK”
Aljazeera, Türkiye’nin, ABD’ye yaptığı Fethullah Gülen’in geçici tutuklanması talebine hala yanıt alamamasına ilişkin, “ABD’den tutuklama için ses yok” dedi.
Katar merkezli Aljazeera televizyonu, Türkiye’nin, ABD’ye yaptığı Fethullah Gülen’in geçici tutuklanması talebine hala yanıt alamamasına dikkat çektiği haberinde, “ABD’den tutuklama için ses yok. TC Adalet Bakanlığı yetkililerine göre ABD Adalet Bakanlığı’ndan beklenen yanıt hâlâ gelmedi. Geçici tutuklanma talebine ilişkin yanıt gelmediği için Türkiye randevu talebinde de bulunmadı. Türkiye’nin ilk olarak, 15 Temmuz darbe girişiminden dört gün sonra ABD’ye Fethullah Gülen’in iade edilmesi için darbe girişimi öncesi dönemine ait dört ayrı dosya iletmişti. Bakanlık 1981 tarihli Suçluların İadesi Anlaşması’na dayanarak Gülen hakkında geçici tutuklama kararı alınmasını talep etmişti” diye yazdı.
Adalet Bakanlığı yetkililerinin, Türkiye’nin iade talebinin ulaşmasından sonra iade sözleşmesinin 9.maddesinin 2.fıkrasına göre Gülen’in tutuklanması gerektiğini belirtiklerini kaydeden Aljazeera, “Dosyaların iletilmesinin ardından 22 Ağustos 2016’da ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in Türkiye ziyaretinden önce, üçü ABD Adalet Bakanlığı, biri de Dışişleri Bakanlığı’ndan olmak üzere dört uzman Türkiye’ye geldi. Adalet Bakanlığı yetkilileri ve soruşturmaları yürüten savcılarla görüşmeler yapan heyetin bir kez daha Türkiye’ye gelebileceği belirtilirken buna karşılık olarak Türkiye’den de bir uzman heyetin ABD’ye gitmesine karar verildi. Bunların dışında 10 Eylül tarihinde de, 15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ilgili Ankara Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği yakalama kararı ABD’ye iletildi. Bu da yine 1981 tarihli sözleşmenin 10.maddesine dayanarak yapıldı ve Gülen’in acil tutuklanması gerektiği belirtildi… Adalet Bakanlığı yetkilileri, tutukluluğun Türkiye’nin iade talebi hakkında verilecek karara kadar süreceğini belirtiyor. ABD iade talebinin kabulü ya da reddi konusunda karar verebilir” sözleriyle haberini noktaladı.
ECRI’DAN TÜRK SİYASETİNE ‘NEFRET SÖYLEMİ’ UYARISI
Avrupa Konseyi raporunda, Türkiye’de politikacılar ve ünlü şahısların giderek artan şekilde nefret söylemi yaydığı uyarısında bulunuldu.
Avrupa Konseyi Irkçılık ve Hoşgörüsüzlükle Mücadele Komisyonu (ECRI) tarafından hazırlanan raporda, kamu denetçiliği, tarihi azınlıkların hakları ve sığınmacılar gibi konularda son yıllarda ilerleme kaydedilmiş olsa da Suriyeli sığınmacılar, Kürtler, Romanlar ve LGBT gruplarının durumlarının kötüye gittiği görüşüne yer verildi.
Fakat rapordaki en çarpıcı tespitler siyaset dünyasındaki nefret söylemiyle ilgili. ECRI, devletin en üst kademelerinde görev yapan bazı siyasiler ve toplumda yakından tanınan ünlü şahsiyetlerin giderek artan biçimde nefret söylemi yaydığı görüşünde. Raporda kaygı verici olarak tanımlanan bu duruma örnek olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ve şarkıcı Yıldız Tilbe’nin geçtiğimiz yıllarda TV ya da sosyal medyada kullandıkları bazı ifadeler gösterildi. Nefret söyleminin 2015 yılındaki seçim kampanyalarında zirve yaptığı ve bu tür söylemlerin toplumda mevcut bölünmeleri daha da arttırdığı not edildi.
ECRI, nefret söylemiyle etkin mücadele için öncelikli olarak devlet temsilcileri ve her düzeydeki siyasi sorumluların bu tür söylemlerden vazgeçmeleri gerektiğini belirtti, Avrupa Konseyi’nin bu yönde geçmişte alınmış kararlarına atıfta bulundu. ECRI Başkanı Christian Ahlund, yaptığı yazılı açıklamada, “Rapor 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde hazırlandı ama Türk makamlarına bugün de geçerliliğini tamamen koruyan önemli tavsiyelerde bulunuyor” ifadelerini kullandı.
Raporda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu ve Kamu Başdenetçisi’nden nefret söylemlerini kınamaları istendi. Yöneticileri nefret söyleminde bulunan siyasi partilere kamu finansmanının kesilmesi veya bu partilerin kapatılması olasılığına değinen ECRI, ırkçılık ve ayrımcılığı yasaklayan Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri’nin devleti temsil edenlere de uygulanmasını önerdi.
Rapora göre, Türkiye’de nefret söylemlerinin büyük çoğunluğu polis ya da yargıya ihbar edilmiyor, ihbar edilenlerin çoğunluğu cezalandırılmıyor. Raporun bu bölümünde, “Kürtler, Aleviler veya Müslüman olmayan cemaatleri hedef alan nefret söylemlerinin bir yargı organı önünde cezalandırıldığına dair ECRI’nin elinde hiçbir bilgi bulunmamaktadır” deniyor.
ECRI’nin, nefret söyleminin Suriyeli sığınmacıları da hedef aldığını ve en az 400 bin sığınmacı çocuğun okula gidemediğini not düşmesi ise Ankara’nın tepkisine neden oldu. Türk hükümeti, Suriyeli sığınmacıların nefret söylemine maruz kaldıkları eleştirisini reddetti. Okula gidemeyen çocuk sayısına ise itiraz etmedi. Okul, sınıf ve öğretmen ihtiyacı olduğunu vurguladı, ancak tüm ortakların bu yük ve sorumluluğu Suriyeli sığınmacıları ağırlayan ülkelerle paylaşmaları gerektiğini kaydetti. Ankara, Türkiye’nin Suriyeliler için bugüne kadar 12 milyar dolar harcadığı, buna karşılık uluslararası toplumdan sadece 512 milyon dolar destek aldığı bilgisini paylaştı.
ECRI raporunda PKK ile mücadeleye de değinildi. PKK’ya karşı güvenlik operasyonları olarak tanımlanan bu mücadele sırasında etnik kökenden ötürü kişi veya gruplara karşı doğrudan veya dolaylı ayrımcılıktan kaçınılması, Kürtlerin veya diğer sivillerin ölmeleri veya yaralanmalarına karşı önlem alınması istendi.
Türk hükümeti raporun bu bölümüne de tepki gösterdi. Ankara, PKK’ya karşı yürütülen terör operasyonlarının raporda ırkçı şiddet başlığı altında işlenmesi ve Kürt militanlar teriminin kullanılmasını eleştirdi. Raporda bu operasyonlar temelindeki tavsiyelerin ECRI’nin yetkilerini aştığı görüşünü savundu. Ankara, buna karşılık, terörle mücadele edilirken temel haklar ve güvenlik ihtiyacı arasındaki dengeye dikkat edildiği mesajı verdi.
Raporda Ankara’ya bir dizi tavsiyede de bulunuldu. Bunlar arasında ayrımcılığın yasaklanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 12 numaralı protokolün onaylanması, ayrımcılıkla mücadeleyi kapsayan yasal mevzuatın ve İnsan Hakları Kurumu bağımsızlığının ECRI normlarıyla uyumlu hale getirilmesi ve güvenlik güçlerinin neden olduğu iddia edilen kötü muamele şikayetlerini soruşturacak bağımsız bir organ oluşturulması da yer alıyor.
Bağımsız uzmanlardan oluşan ECRI, Türkiye’nin de üyeleri arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’ne bağlı çalışıyor ve Avrupa Konseyi üyesi devletlerdeki ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve hoşgörüsüzlük alanlarında periyodik denetim raporları hazırlayıp tavsiyelerde bulunuyor.
NEW EUROPE: AVUSTURYA BAŞBAKANIN SAĞ SÖYLEMLERİ ELEŞTİRİLİYOR
Avustarya Başbakanı Christian Kern’in gittikçe daha çok başvurduğu aşırı sağ söylemi eleştiriliyor.
ANKA’ya göre, Avustarya Başbakanı Christian Kern’in gittikçe daha çok başvurduğu aşırı sağ söylemi eleştiriliyor. New Europe gazetesi, Ağustos ayında Kern’in birdenbire Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin durdurulmasını istediğini anımsatan gazete, Kern’in seçim kaygıları ile popülist politikalarını benimsemesinin geri tepebileceği uyarısını yaptı.
Brüksel’de yayınlanan AB konuları uzmanı New Europe gazetesi, Avusturya Başbakanı Christian Kern’in söylemiyle , gittikçe rakibi aşırı sağ Özgürlük Partisi’ne benzediği yorumunu yaptığı haberinde Kern’in koalisyon hükümetinin başına geçtikten sadece dört aydan sonra popülist bir dönemece girdiğini yazdı.
Bu çerçevede Kern’in Türkiye’ye yönelik sert tavrını örnek gösteren gazete, buna karşın Kern’in bu politikalarına rağmen göç karşıtı Özgürlük Partisinin kamuoyu anketlerinde birinciliğini eritemediğine dikkat çekerek Kern’in bu tutumunun geri tepebileceği uyarısında bulundu.
New Europe haberinde Ağustos ayında Kern beklenmedik biçimde AB’nin Türkiye ile katılım müzakerelerinin durdurulmasının gerektiğini söyledi diye anımsattı.
YUNANİSTAN’DAN LOZAN AÇIKLAMASI: “TÜRKİYE’DEKİ MUHALEFET VE İKTİDAR BOŞUNA KAVGA EDİYOR”
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan Barış Antlaşması açıklamasının ardından bir açıklama yaptı. Atina’nın açıklamasında, Türkiye’de iktidar ve muhalefetin kendilerini ilgilendirmeyen bir konu için kavga ettikleri belirtildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan Barış Antlaşması hakkındaki sözleri gündemdeki yerini korurken Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan Lozan açıklaması geldi.
Kıta sahanlığının uluslararası hukuk kuralları ve öngörüleri çerçevesinde sınırlandırıldığını belirten Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Türkiye’de iktidar ve muhalefetin kendilerini ilgilendirmeyen bir konu için kavga ettikleri açıktır. Komşu ülkedeki bazı insanlar, Türkiye’yi uluslararası hukuka aykırı ve hiçbir şekilde bir Avrupa ülkesine yakışmayacak bir yola ve tutuma çekmek istiyor. Bilindiği üzere revizyonist mantıklar her zaman olumsuz patikalara sürüklemiştir ve her zaman yenilmiştir” dedi.
Açıklamada, “Son olarak, istikşafi temasların tek konusunun kıta sahanlığının uluslararası hukuk kuralları ve öngörüleri çerçevesinde sınırlandırılması olduğunu hatırlatırız” ifadelerine yer verildi.
AF ÖRGÜTÜ: “ZENGİN ÜLKELER BENCİLCE DAVRANIYOR
Uluslararası Af Örgütü, mülteci sorununda zengin ülkeleri bencillik ve sorumsuzlukla suçladı. Rapora göre Türkiye dahil on ülke yükün yarısından fazlasını üstleniyor.
Uluslararası Af Örgütü, gelişmiş ülkelere daha fazla mülteciye sahip çıkma çağrısı yaptı. Örgüt bugün Londra’da yayımladığı raporunda 193 ülkedeki mülteci verilerini mercek altına aldı ve zengin ülkeleri mülteciler konusunda bencilce davranıp, sorumluklarından kaçmakla suçladı. Rapora göre, sadece on ülke dünya genelindeki mültecilerin yüzde 56’sına kucak açmış durumda. Ancak bu ülkelerin -refahın göstergesi olarak kabul edilen- gayri safi yurt içi hâsılası (GSYİH) dünya geneline kıyaslandığında yüzde 2,5’in altında kalıyor. Üstelik bu ülkeler ne Avrupa Birliği ne de G7 içerisinde yer alıyor. Sınırları içinde en çok mülteci barındıran ülkelerse sırasıyla Ürdün, Türkiye ve Pakistan.
Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, mevcut dağılımın sürdürülebilir yanı olmadığını vurgularken, bunun, Suriye, Güney Sudan, Afganistan ya da Irak’taki savaştan kaçan milyonlarca insanı hazin ve acı bir tablo ile karşı karşıya bıraktığını belirtti.
Shetty konuşmasında zengin ülkelere yüklendi ve Liderlerin, dünya bankalarını kurtarıp, yeni savaş teknolojileri üretebiliyorken, neden sadece dünya nüfusunun yüzde 2,3’üne denk gelen 21 milyon mülteciyi barındıracak yer bulamadıklarını artık açıklamaları gerekiyor ifadesini kullandı.
Küresel mülteci krizi ile mücadele: Sorumluluktan kaçmak yerine sorumlu davranmak başlığıyla yayınlanan raporda, mülteci krizinin aşılabilmesi için öneriler de sunuluyor. Objektif kriterlere ve nüfus yoğunluğuna dayalı bir dağılımın baz alındığı çözüm önerisinde, her ülkenin GSYİH ve işsizlik oranları doğrultusunda yapılacak adil bir hesaplamayla her yıl mültecilerin yaklaşık yüzde onuna yeni bir yuva sağlanabileceği belirtildi.
Raporda özellikle Avustralya’nın yanı sıra Macaristan gibi AB ülkelerine caydırıcı politikalarla sistematik biçimde insan haklarını ihlal ettikleri suçlaması yöneltildi. Buna göre, birçok kişi savaştan kaçış yolunda alıkonduğu, işkence, taciz ve tecavüze maruz kalıp hayatını riske attığı bir yolculuğa zorlanıyor.
Uluslararası Af Örgütü raporda ayrıca mülteci akınını engellemek için AB’nin Türkiye, Libya ve Sudan’la işbirliğini de eleştiriyor.
PRESS TV: “IRAK DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI TÜRK KUVVETLERİNİN MUSUL OPERASYONU’NA KATILMAYACAĞINI SÖYLEDİ”
Irak Dışişleri Bakanlığı, Türk kuvvetlerinin Musul operasyonuna katılmasına izin verilmeyeceğini belirtti.
İran’lı Press TV’ye göre, Irak Dışişleri Bakanlığı, Türk kuvvetlerinin Musul operasyonuna katılmasına izin verilmeyeceğini kaydetti.
Irak Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü bugün yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Musul operasyonuna ilişkin bazı ifadelerine gönderme yaparak Erdoğan’ın sözlerinin Irak’ın iç işlerine açık bir müdahale ve iyi komşuluk ilkelerinin ihlali olduğunu öne sürdü.
Presstv’ye göre, Bu tür açıklamalar, ikili bağları gerginleştiriyor savını da dile getiren sözcü, Ankara’nın, Bağdat’ın Türkiye’nin halen Irak topraklarında bulunan Türk askerlerini çekmesi çağrılarını görmezden geldiğini de söyledi.
DÜNYA BANKASI: “GELİR EŞİTSİZLİĞİ İLE MÜCADELE KİLİT ÖNEMDE”
Dünya Bankası, gelir eşitsizliğini ortadan kaldırma çabalarının dünya genelinde aşırı yoksullukla mücadelede kilit önemde olduğunu söyledi.
2013’te 767 milyon kişi günde 1 dolar 90 cent’in altında yaşıyordu. 2012’ye oranla bu kişilerin sayısı 100 milyon daha az. 2013 verileri en geniş kapsamlı veriler ve dünyanın yüzde 10,7’sinin aşırı yoksul olduğunu ortaya koyuyor. Bir önceki yıla göre düşüş yüzde 12,4.
Dünya Bankası Başkanı Jim Yong, küresel ekonominin bocaladığı dönemde büyümenin önemli olduğunu söyledi. Ancak gelir eşitsizliğinin, yoksulların sayısını 2030 yılı itibariyle %3 oranında düşürme çabalarına zarar verdiğini söyledi.
Bazı bölgelerde gelir eşitsizliği son yıllarda artış gösteriyor.
Dünya Bankası verilerine göre dünyadaki yoksulların yarısı Afrika Sahrası’nda yaşıyor. Afrika Sahrası’ndan sonra Güney Asya geliyor.
NOBEL TIP ÖDÜLÜ JAPON BİLİM İNSANINA
Bu yılki Nobel Tıp Ödülü Japon bilim insanı hücre biyoloğu Yoshinori Ohsumi’ye verildi. Oshumi ödüle, hücrelerin kendi kendini sindirmesi olarak bilinen otofaji alanındaki çalışmaları nedeniyle layık görüldü.
Otofaji hücrenin yaşlanmış ve bozulmuş yapılarının, hücrenin kendi lizozomu tarafından sindirilmesi olarak tanımlanıyor. Japon bilim insanı Yoshinori Ohsumi de bu alandaki kapsamlı çalışmaları nedeniyle bu yılki Nobel Tıp Ödülü’ne layık görüldü.
Stokholm Karolinska Enstitüsü yaptığı açıklamada, hücresel bileşenleri ayrıştıran ve geri dönüştüren temel bir süreç olan otofajinin altında yatan mekanizmaları keşfedip açığa kavuşturan Japon bilim insanın bu yılki Nobel Tıp Ödülü’nün sahibi olduğunu duyurdu.
Nobel Komitesi Sekreteri, ödül aldığı haberini Ohsumi’ye ilettiklerinde ilk tepkisinin derin bir nefes almak olduğunu ve ağzından kısa bir ah! çıktığını söyledi.
Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta düzenlenecek ödül töreninde Ohsumi’ye 8 milyon İsveç kronu (yaklaşık 830 bin Euro), sertifika ve altın madalya verilecek.
Japonya’nın Fukuoka kentinde 1945 yılında dünyaya gelen Yoshinori Ohsumi, 1974’te Tokyo Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı. New York’taki Rockefeller Üniversitesi’nde üç yıl çalışmalar yapan Ohsumi, daha sonra Tokyo Üniversitesi’nde 1988’de otofaji mekanizmasıyla ilgili çalışma grubunu oluşturdu. Ohsumi, 2009’dan bu yana Tokylo Teknoloji Enstitüsü’nde görev yapıyor.
Nobel Tıp Ödülü 1901 yılından bu yana 12’si kadın olmak üzere 210 kişiye verildi. Geçen yıl parazit kaynaklı enfeksiyonlar ve sıtmayla mücadele alanındaki çalışmaları nedeniyle William C. Campbell, Satoshi Omura ve Youyou Tu ödüle layık görülmüştü.
Nobel Tıp Ödülü’nün açıklanmasının ardından salı ve çarşamba günü fizik ve kimya ödüllerinin sahipleri açıklanacak. Ardından Nobel Barış Ödülü ve Edebiyat Ödülü’nü kazanan isimler belli olacak.
Yorumlar
Yorum Gönder